Reklamlar
Tag archive

isok mahalli

Aras Dinçer:2012 Model Yorumlar

09/01/2012 in Aras Dinçer

Bugün 8 Ocak 2012. Yeni yılın ilk yazısını, İstanbul Kupası’nın son yazısını yazmak için biraz geç oldu belki. Fakat son yarışta yaşadığımız üzücü kaza sonrası bir durup, düşünüp, öyle yazmayı istedim. Durup düşünürken de, aşağıda bahsedeceğim tuhaf gelişmeler oldu yeni yılın hemen öncesi ve hemen sonrasında.

Önceliği, sporun gerçeklerine, çekişmesine, güzel tarafına verelim, yani İstanbul Ralli Kupası’na… Yaklaşık 6 yıldır yazı yazdığım rallidergisi’nde, hep aynı klişe ile başlardım yılın son yazısına: “Hayırlısıyla, kazasız belasız bir İstanbul Ralli Şampiyonası’nın daha sonuna geldik”. Bu sene biraz farklı olacak giriş. Kazasız-belasız ve maalesef sakatsız gelemedik işin sonuna. Üstelik ismi de değişti yaptığımız yarışın, “kupa” oldu. Bu defalık böyle olsun diyelim ve girişi şöyle yapalım o halde: “İlk İstanbul Ralli Kupası nihayete erdi”. 10 yıldır olduğu gibi, ralli sezonunun noktasını yine İSOK koydu. Hatta sadece Türkiye’de değil, muhtemelen tüm Dünya’da da yılın son rallisini İSOK yaptı herhalde? Noel zamanı ralli yapan bir biz vardık, bir de Katar bildiğim kadarıyla. Katar’daki ralli cumartesi akşamı biterken, yılın -herhalde- son finişini Pazar akşamı İSOK yaptı. Yeni ismiyle İstanbul Ralli Kupası, organize edildiği tarihler itibarı ile, bu yılın da kapanış galası haline geldi. Kazanana “şampiyon” dememiz sakıncalı… İnternetsiz geçen çocukluğumuzun yegane haber kaynakları olan “Ralli Dünyası” ve “Otomobil Magazin” dergilerinde “İstanbul Efendi’leri” denirdi kazananlara eskiden. Yine öyle diyelim, Osman ve Burak son yarışta, müthiş bir çekişmenin içinden çıkardılar birinciliği.

İşin güzel yanı, Osman ile Hakkı arasındaki mecburi çekişmenin içine Mendo ile Ben ve Özen ile Özden de burnumuzu soktuk. Hatta öğlen servisine bu dört ekip, 4 saniyeden az bir zaman dilimi içinde geldik. Osman-Burak ve Hakkı-Hakan, unvan derdindeyken, Mendo, Ben, Özen ve Özden de, yarışı kazanarak prestijimizi kurtarmak peşindeydik. Osman, Hakkı ve Menderes’in Karadeniz’li olmaları da, olaya bir fıkra boyutu kazandırmıştı hatta.

Hakkı Ağaoğlu - Hakan Uçucu

Lazların çarpışması için herşey hazır gibi görünüyordu fakat herkesin çok sevdiği Cumhuriyet etabı, bu sene bizlere kötü sürprizler hazırladı. Önce ilk geçişte Adil, izleyenlerin gözlerini fal taşına dönüştüren bir yoldan çıkış yaşamış seyircili kavşakta. Sonra da biz, malum olayı yaşadık.

Oysa yarışa başlarken Menderes ile türlü totem yaptık. Serkan Duru’nun iki sene önce hediye ettiği ve bize uğur getiren kamu çalışanı montlarımızı giydik. Annelerimizin deyimiyle, kahvaltımızı güzel yaptık. Normalde herşeyimizi 30 kere kontrol ederiz, bu defa 32 kere ettik. Bize hep iyi zamanlar yaptıran ve bugüne dek patlatmayı beceremediğimiz tek ralli lastiği olan Pirelli K6’larımızı taktırdık. Hatta yarış başlamadan önce, İstanbul Müftülüğü ekibi Serhat Keskin-Bahadır Gücenmez ikilisinden, ralli sporunda lazım olabilecek bütün sureleri öğrendik ve vallahi hepsini okuduk. İlk etabın startına saniyeler kala, Mendo hala okuyup üflüyordu. Ama tüm bu çabalar, peşimizdeki uğursuzluk bulutlarını ancak 2.5 etap defedebildi. Öğlen servisine genel klasman lideri olarak girdik ve hemen arkamızdaki üç Mitsubishi ile top tüfek birbirimize girmek için, 2. Cumhuriyet’in startını aldık. İlk geçişten daha yüksek tempoda ve daha hatasız bir sürüş ile, yoldan çıktığımız yere kadar, Best time yaptığımız ilk geçişimizden yaklaşık 7 saniye daha iyi geldiğimizi gösteriyor kamera. Ne ki, fren pedalı üzerindeki üç kuruşluk bir parçanın iş güzarlığı sebebiyle, bütün durma kabiliyetimizi kaybettiğimizde, süratimiz yaklaşık 140 km idi. Ne durabilirsin, ne dönebilirsin durumuna geldiğimizde, karşımızdaki seyircilerle aramızda yaklaşık 3 saniyelik mesafe kaldığını gösteriyor kamera. O üç saniyeden kısa sürede onlar kaçmaya, Menderes de aralarından geçecek bir boşluk ayarlamaya çalıştı ama maalesef İzmit gözetmen’lerinden Sedat Süleymanoğlu’nun sol bacağına hafif de olsa vurmaktan kaçamadık. Tabii bize göre hafif olan o vuruş, Süleyman’ın kaval kemiğini kırmaya yetti ne yazık ki. Sonrasında derhal yarışı bıraktık ve etabın durdurulup, ambulansın gelmesi için görevlileri devreye soktuk. Sedat, gözetmenlikte henüz bir yılını bile doldurmamış, ama otomobil sporunu hakikaten çok seven bir gözetmen. İşini severek yaptığı her halinden belli. Hastanede yanına girdiğimizde yüzü gülüyordu. Ne bize ne de görev yaptığı spora karşı en ufak bir şikayeti veya serzenişi olmadı. Geçtiğimiz hafta bir operasyon geçirdi ve şu an iyileşiyor. Sporu bu kadar çok seven insanların önce bulunması ,sonra da eğitilip uzmanlaştırılması lazım işte. Bu noktada yetkili mercilere düşüyor görev. Bu arada kazanın hemen sonrasında TOSFED yetkililerinin hemen devreye girerek hem hastanede hem de jandarmada konuyla alakadar ve bizlere yardımcı olmaları çok önemliydi.

Yeri gelmişken, bu yaşanan musibetten dolayı bazı uyarılarda bulunmakta fayda var. Özellikle U virajlarda ve kavşaklarda yolun dış tarafında duran sayın seyirciler… Bu ralli otomobilleri, ruhlarını şeytana satmış varlıklardır, hepsi azrailin birer makam arabasıdır. Bunların frenleri her zaman en olmadık yerde patlar, koca arazi varken tutar sizin üzerinize doğru uçarlar, taş atarlar, sakatlanırsınız vesaire… Siz siz olun, kavşaklarda, fren güzergahı üzerinde durmayın. Çünkü gerek pilotaj hatası, gerek teknik bir problem olsun, yoldan çıkma anında, seyircilerde panik oluyor ve insan kaçamıyor. Şurada bir avuç gerçek ralli seyircisisiniz, sizlere gelebilecek bir zarar, en fazla bizleri üzer.

Maalesef bu yıl Kocaeli Rallisi’nden beri şansımız hiç yaver gitmedi Menderes ile. Çok sevdiğimiz ralli sporu bize bu sene sık sık Zeki Müren’in “Hem aşkımsın, hem de bitmeyen çilem” şarkısını söyletse de, 2012 için planlarımız yok değil. Biraz da İstanbul Ralli Kupası’nın başarı hikayelerine göz atalım. Öncelikle Sınıf 9 ekiplerine birer tebrik yollamak lazım. Tibet hariç, hepsi de emektar ve kabiliyeti kısıtlı Palio’lar ile, üç yarışta da çok yakın rekabete girdiler. İçlerinden saf sürat olarak öne çıkanlar Yıldıray ve Yiğit oldu. Görüntülerine baktığınızda ikisi çok farklı kullanıyorlar. Yıldıray çok temiz, sakin ve otomobili ileriye götüren bir pilotaja sahipken, Yiğit’in görüntüleri korku filmi gibi. Fakat ikisi de yaklaşık aynı zamanları yapıyorlar. Sınıf 9’u ikisi de kazanamadı ama, potansiyellerini gösterdiler. Sınıf 9 demişken, Tibet’i sınıf 9 birinciliği için tebrik ediyorum ve kendisini amatörlerin Ercan Kazaz’ı ilan ediyorum. Copilotu Gökhan Saraçoğlu’nu da yeni nesil Cem Bakançocukları yaptım, camiamıza hediyem olsun… Micra’dan inip Fiesta’ya binen İlhan ve Sedat yine tempolu gitmişler. Fiesta ile çabuk kaynaştılar, açıkçası güçsüz bir otomobille iyi zaman yapan çoğu ekip, daha güçlü otomobiller ile aynı tempolara çıkamıyorlar. Ama İlhan barajı geçti aldığı sonuçlar ile. İki çekerin kafaya giden iki ekibinden biri olan Ferhat ve Burak da, sadece saf süratin yeterli olmadığını, sabırlı ve istikrarlı yarışmanın da en az sürat kadar önemli olduğunu hem anladılar, hem gösterdiler. Daha önce kuyruksuz uçurtma gibi yarışan ve sürekli sorunlar yaşayan bu ikili, üç yarışta da, otomobillerinin ve kendilerinin limitlerini aşmadan, ama asla belli bir temponun da altına düşmeden yarıştılar ve hak ettikleri 2 çeker birinciliğini kazandılar. Murat Günarslan, ilk yarıştaki performansını sonraki yarışlara taşıyamasa da, pilotaj olarak bir kademe daha atladığını gösterdi. Copilotu Erhan’ın da bu sporda önü açık, iyi gidiyor… Yine de, kullandıkları otomobilleri düşünürsek, iki çeker pilotlarının en hızlısı bence Tezcan idi. Artık Grup N Fiesta ile bir işi kalmadı bence Tezcan’ın. Berkay’ın iki çeker iddiası, son yarışta tarumar oldu. Yine de Punto Super1600 ile yaptıkları, takdire şayandı. Fakat aşağıda bahsedeceğim son yarıştaki hikayesi, Berkay’ın etaptaki performansını gölgeler nitelikteydi maalesef. Kötü şans, kem talih ve perişanlık konusunda bizimle yarışabilecek tek isim olan Kemal Gamgam’a da buradan geçmiş olsun diyorum.
Sporun gerçeklerinden, güzelliklerinden basettik, biraz da gerçek olmasını istediklerimizden, olumsuzluklardan, hatta yer yer çirkinliklerden bahsedelim ve bunların yeni yılda ortadan kalkmasını dileyelim. Eğri oturalım doğru konuşalım, sporun güzellikleri kadar, bağırsaklarımızdaki kötülüklerin de farkına varalım. Herkese mavi boncuk dağıtımı burada yapılmıyor, facebook’a veya başka sitelere başvurunuz.. .

Yılbaşı arefesinde, Türk otomobil sporunda senelerdir takım olarak yer alan büyük bir otomotiv firması, abuk subuk, saçma sapan bir sebeple manşetlik oldu ve aforoz edildi ülkemizde. Özürler, gazete ilanları ve basın toplantılarıyla geçen bir süreç sonunda, Borusan da tiksindirildi bu spordan. Baş örtüsüydü, mini etekti, o kesimdi, bu ırktı derken, sonuçta yine taşın altından otomobil sporu çıktı Türkiye’de. Bunun gerçek sorumluları artık her kim ise, yıllarca geriye götürdü Türkiye’deki otomobil sporunu…
Bizim bir Türk otomobil markamız yok. Lisanslı üretim yapan otomobil fabrikalarımız ve marka temsilcilerimiz var Türkiye’de. Bunlardan zaman içinde Türk otomobil sporunda fiilen yer almış, rallilerde ve pistlerde kendi ismi altında kayıt yaptırarak yarışan veya cup şeklinde pist yarışları organize eden-ettiren markalar alfabetik sıra ile şunlar: Anadol, BMW, Caterham, Citroen, Fiat(Tofaş), Ford, Lada, Hyundai, Nissan, Opel, Peugeot, Renault, Seat, Skoda, Subaru, Porsche ve Volkswagen. Bir de Arkas Otomotiv var. Bu 18 firmanın kaç tanesi şu an resmi olarak Türkiye’de bir yarış takımına sahip? Üç…

Kapatılan Anadol’u saymazsak, çok sağlam temeller üzerine kurulu Castrol Ford Team Türkiye, yıllar önce rahmetli Kemal Uludağ’ın çabalarıyla doğan, ve bugün Burak Çukurova’nın eforları ile yeniden canlanan Skoda Yüce Oto takımı ve yıllardır devam eden Borusan’ın BMW pist takımı dışında, otomobil sporuna devam etmek isteyen kimse olmamış. Sadece Borusan ve diğer otomotiv şirketleri değil, nice büyük kurumlar ve otomotiv firmaları geldi geçti bu spordan, sponsor olarak. Burada hepsini saymak abes olur ama Türkiye’nin sektöründe önde gelen birçok firması irili ufaklı operasyonlarda bulundu parkurlarımızda. Ve hepsinin de arkalarına dahi bakmadan kaçıştıkları günleri gördük sonunda. Borusan ve diğerleri, geçmişleri ve bugünleri ile saygın ve referans birer kurum olduklarına göre, sponsorluk için kapısı çalınan ve bu olaylara şahit olan hangi şirketin yöneticisi “Bunların alayı iyi aile çocuğu, yarın öbür gün benim de başımı derde sokar bunlar” derse, haksız sayılır? Onlar için hepimiz potansiyel birer problem makinesiyiz…

Yukarıda adı geçen markaların ve Türkiye’de motorsporlarına sponsorluk yapmış büyük firmaların hangilerinin yöneticileri, iş çevrelerine otomobil sporları sponsorluğundan uzak durmalarını tembihliyor acaba, bu hiç araştırılmış mıdır? Ciddi ciddi bir araştırmadan bahsediyorum. Sporda her şeyin yolunda gitmesini sağlamakla yükümlü Federasyon, neden bir toplantıya davet etmiyor bu markaların yetkililerini? Mümtaz Başkan, 2 saatte randevuları aldırır asistanlarına, görüşmeleri de en fazla 2 haftada bitirir. Sizi bu işe kim soktu kim çıkardı, nasıl sokup nasıl çıkardılar, anlatın dense, herkes eteklerindeki taşları dökse, gerçekler ortaya çıksa, bu bir rapor halinde spor kamuoyu ile paylaşılsa, herkes TOSFED’i takdir etmez mi? Açıklansa, “Böyle böyle konuştuk, bu sonuçlar çkıtı” diye. Kaybedilen otomobil firmalarının ve diğer kurumsal firmaların yetkililerinden kaç tanesi finansal sebeplerle çekildiklerini söyler acaba? Kaç tanesi “bizim bir kulak arkamız kaldı, orayı da zor kurtardık” der? Sporun geleceğine dair, bundan önemli araştırma olabilir mi? Bu sporun her yıl neden daha çok kan kaybettiğinin cevapları böyle bir araştırmada ortaya çıkmaz mı?
Fabrika takımlarının ve yarı resmi takımların sudan sebepler veya art niyetli yaklaşımlar ile kaybedilmemesi lazım Türkiye’de. Onlar çok önemli, çünkü bir pilot yetenekli olsa dahi, iyi pilot ancak iyi takımdan yetişir. Yaklaşık 25 senedir ERC’den ve IRC’den yetişen pilotlara bakın. Hepsi de ya fabrika pilotudur ya da fabrikaların ülke temsilcilerinin takımlarının yarıştırdığı yarı resmi pilotlardır. De Mevius, Snijers, Loubet, Delecour, Sainz, Auriol, Bugalski, Ragnotti ve daha pek çok şampiyon pilot, kariyerlerinin erken dönemlerinde, yarı resmi fabrika desteği alarak sıçrama yapmışlardır. Hatta zamanında aynı şey, Nejat Avcı ve Volkan Işık için de geçerliydi. Arkanızda büyük bir sponsor (mesela bir sigara firması) veya Renault gibi bir fabrika varsa, yeteneğinizi başarıya dönüştürmeniz olasıdır. 1994 yılında bizler ortaokuldayken, Volkan Işık daha 27 yaşında bir pilottu ve Marlboro’nun Lancia Delta Integrale’si ile, ELPA Rallisi’nde podyumu zorluyordu. 3 sene sonra ise, kanımız çekilerek izlediğimiz Renault Maxi Megane’lardan biri ile Nejat Avcı Avrupa F2 Şampiyonu oluyordu. Renault Nejat Avcı’ya, Marlboro ve Fiat da Volkan Işık’a yatırım yaptılar ve sonuçta bazı şeyler başarıldı. Şu an Ford Türkiye, 4 pilota yatırım yapıyor. Ford’dan başka yeni nesil pilotlara yatırım yapan takım var mı şu an? Nalıncı keseri gibi, her şeyi kendimize yonttuğumuz sürece, orta ve uzun vadede bu ülkeden ne Michele Mouton, ne Volkan Işık, ne Fabrizia Pons, ne de bir Beyza Avcıoğlu çıkaramayız biz, hayal görmeyelim…

Federasyon neredeyse 15 senedir görevde. Büyüklerimiz neden sonunda hep kaybettiğimiz uluslararası büyük yarışların peşini bırakıp, sil baştan bir sporcu yetiştirme sistemi kurmuyorlar? Elimizdeki kısıtlı efor ve imkanı yanlış kullanıyoruz. FFSA’da, RAC’de, ACI’da, RACC’de, hatta dünyadan bi haber ortadoğu federasyonlarında sporcu yetiştirmeye yönelik sistemler nasıl kurulmuş, hiç merak edip inceleyen, öğrenen var mı TOSFED’den? Her sene aynı terane, sezon off road’lar ile başlar, sonra ralliler sahne alır, herkes dedikodusunu yapar, kavgalar edilir, sonra herkes barışır, yalandan tırmanmalar ve kroslar da tamamlatılır kulüplere, Aralık ayında bir otelin bodrumuna toplanıp kupalarımızı alır ve evlere dağılırız. Bunu her sene tekrarlayacağımıza, bunca kaynağı yetenekli pilot-copilotlara harcasak, iyi olmaz mı?

Ama sadece federasyonu eleştirmek de haksızlık olur, çünkü biz duyarsız ve boş işlerle meşgul bir toplum olduğumuz için, kendimize daha abuk subuk ve egosantrik meşgaleler bulmayı tercih ediyoruz. Mesela, camiada herkesin tanıdığı ve saygı duyduğu bir arkadaşıma bir gece bir telefon geliyor. Telefonun ucundaki kişi de camiada tanınan bir yarış sever, diyor ki:

“Rally-sport’daki filanca oylamada kime oy verdin?”

“Ahmet oğlu Mehmet’e verdim?”

“E niye Mehmet oğlu Ahmet’e veya Ayşe kızı Fatma’ya vermedin de, ona verdin? Ötekiler bizim müşterimiz, çok motive oluyorlar oy alınca”

Bu seçim kampanyasını dizayn eden hangi salak ise, camianın bir avuç insandan ibaret olduğunu, böyle enayi gibi sağa sola telefon edince bunun duyulacağını, kepazeliğe dönüşeceğini, hep beraber komik duruma düşeceklerini bile düşünemiyor. Böyle ucuz karaktere sahip bir camia, pilot-copilot yetiştirememesine, sponsorluk kapılarının bir bir kapanmasına, ve artık yolun sonuna yaklaşıldığına ne kadar üzülebilir, ve ne kadar umursayabilir ki… Burada kesinlikle rally-sport’da oylama yapılmasına karşı olduğumu filan kastetmek istemiyorum, sonuçta bu bir referandum ve FIA gala gecesine gitmiyor kazanan…

Son bir parantez de, son mahalli rallide Hakan Kargın’ın başına gelenler için açmak istiyorum. Bilindiği gibi Hakan, önünde start alan Berkay’ın takla atmasından sonra yola devam etmesinden ötürü bir hayli zaman kaybetti. Rallide her şey olur, kapı kopar, sapı kopar, tekerlek kopar, şanzıman kırılır, kaza olur, takla olur… Bunlara rağmen, siz o otomobili alıp finişe getirebiliyorsanız, bu her zaman takdire şayandır. Ama bunu yaparken, başkalarının rallisini mahvetmeye de hakkınız yoktur. Takım oyunlarında nasıl ki bir oyuncu sakatlanırsa, top dışarı atılırsa, siz de eğer bir halt yiyip takla attıysanız, otomobilinizi düzelttikten sonra topu taca atıp, bir zahmet arkadan gelen arabayı bekleyip, geçmesine izin vermelisiniz. Sadece onu beklemek de yetmez, o şekilde gidiyorsanız, gözünüz aynada olacak. Başka yaklaşan olursa, aynı şekilde ona da yol vermeniz gerekir. Bunlar en fazla 30-40 saniyenize mal olur ama en azından kendi yarışınızın yanı sıra, başkasının yarışını da mahvetmezsiniz. Verdiğiniz mücadelenin size kazandıracağı itibarı, antipatiye dönüştürmemiş olursunuz.

Türkiye’de motorsporları tatile girdi ama 6 gün sürecek Monte Carlo Rallisi’ne bir şey kalmadı, umarım muhteşem bir sezon izleriz WRC’de. Citroen’de Olivier Quesnel’in ralli takımından uzaklaştırılıp, yerine Yves Matton gibi bir ismin gelmesi, yarış öncesi herkesi mutlu etti. Matton genç ama çok tecrübeli bir yönetici.

Yeni yılın hepimize akıl, fikir, başarı, iyi şans ve tabii bolca edep getirmesini diliyorum, hepimizin ihtiyacı var!

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Reklamlar

Aras Dinçer: Asa Kimdeyse, Musa Odur

21/12/2011 in Aras Dinçer

Mahalli’nin ikinci raundunu da geride bıraktık. Hemen bu haftasonu bir yarış daha yapacağımız için, adeta iki günlük bir ralliye girmişiz gibi oldu. Herhalde katılan herkes hayatında ilk defa bir hafta arayla iki yarış yapmış olacak. Bence bu son yarışta tüm pilot ve kopilotlar kendilerini daha iyi ve gelişmiş hissedeceklerdir. Elleri sıcakken, bir yarışın hemen akabinde bir yarış daha yapınca, eminim ki, “yarışlar çok yakın” diye yakınanlar bile mutlu olacaklar günün sonunda.

Madem iki yarış arası kısa, biz de lafı kısa tutalım, sonra da dünyada olup bitenleri bir gözden geçirelim…

İstanbul Ralli Kupası’nın ikinci ayağı bir dejavu ile açıldı. Klasman dışı yarışan Ercan Kazaz, 2003’ten beri ilk kez yine Serkan Duru tarafından hazırlanan ve yarıştırılan bir otomobil kullandı. Ercan Abi, Serkan ile en son eski pembe Subaru’suna binerken aynı çadırdaydı. Ama bir farkla: Geçen hafta kullandığı Mini JCW’nin ruhsatında TOK Sport yazıyordu, yani mal sahibi değişmişti. Hatta kaderin işine bakın ki, tıpkı o pembe Subaru gibi, Mini’yi de hazırlayan Prodrive’dı…

Yarışın ilgi odağı Mini oldu, yeni kurallara göre hazırlanmış yepyeni bir otomobil görmüş olduk, herkes kendine göre bir fikir yürüttü, son yarışta Mini yine etaplarda olacak. Değişen etaplar, tüm ekipleri zorladı. Gerek Yeşilvadi’nin önce kırıcı sonra hızlı kısımları, gerekse Esenceli’nin tuzaklarla dolu ve 3 farklı zemini birleştiren değişken karakteri, tecrübeyi ve biraz da şans faktörünü ön plana çıkardı. İki etapta da yer yer lastiklerin patlamasına çok müsait bölümler olunca, ekipler tempo belirlemekte zorlandılar. Ek olarak yarış öncesi ve yarış esnasında yağan yoğun yağmur ve sabah lupunda gördüğümüz sis, gerçekten de zor bir ralli haline getirdi yarışı. Bu hava ve yol şartlarına offroad yarışlarından fazlasıyla alışkın olan Hakkı, özellikle hızlı bölümlerdeki cesur pilotajıyla yarışı kontrol etti ve kazandı. Bu performansında, ilk kez Lassa yerine Michelin kullanmasının da etkisi vardır şüphesiz. Hakan’la da iyi bir uyum yakaladılar gibi görünüyor. “Emanet malın canı burnundadır” diye söylenen Osman ise, bu yarış ikincilikte bekleyip, son zarları Riva ve Cumhuriyet’de atmayı tercih etti. Yine böyle manyak gibi yağmur yağarsa, Hakkı bir fırt daha avantajlı olacak gibi görünüyor. Son yarış, “atan alır” hale geldi. Umarım bir kaza bela veya arabalarda-lastiklerde bir sorun yaşanmaz ve gerçekten hızlı olan kazanır, biz de alkışlarız. Kazanan daima haklıdır, asa kimdeyse, Musa odur sonuçta… Hem Hakkı hem Osman kalırsa, Berkay, Ferhat, Mehmet ve Tezcan’ın bile matematiksel şansları var. Bu yarışın bir başka çok gideni, Doktor T oldu. Çok ilginç adam bu doktor… Aylarca yarışmayıp, arabaya bindiği gibi gidebilenlerden O da. Genel Klasman 6’ncılığını Kuşadası’na götürdü. Arabasının kondüsyonunu ve rakip arabalara göre dezavantajlarını düşünürsek, iki çekerde bu yarışın en hızlı pilotu, şüphesiz Doktor’du. Berkay ve Ferhat iki çeker birinciliği için yine fena kapışmışlar, hatta ikisinin de arabaları arkadan hasarlıydı finiş takından geçerken. Berkay iki çeker klasmanını yine kazandı ve birincilik için avantaj yakaladı. Ama esas önemlisi, yıllardır ilk kez mahalli ralli podyumunda iki çeker bir otomobil gördük. Berkay’a ve copilotu Can’a tebrikler. Tezcan iki çeker klsmanında Gr.N araba kullanmasının dezavantajıyla geride kalsa da, yine de bazı dört çekerleri arkasına dizebilmiş. Sezon boyunca en yakın rakibi olan Eytan, bu kez biraz daha yakın bitirmiş Tezcan’a. Ancak esas sürpriz, İlhan ve Sedat’tan gelmiş. Eytan’ın hemen dibinde, Tezcan’dan da km’de 1 saniye yavaş bitirmişler yarışı. İlhan gibi seyrek yarışan ve Fiesta’ya ilk defa binen bir pilot için iyi sonuç.

Yarışta hayalkırıklığı yaşayanlardan biri de Mendo ve ben olduk. Çok güvendiğimiz ve sevdiğimiz BF lastiklerimiz, maalesef iki etabın henüz başlarında patlayınca, bütün yarışımız berbat oldu. İkinci lastiği durup değiştirmek zorunda kaldık, ve makitaya sıkışan bijon yüzünden bijon anahtarını kullanmak zorunda kaldık. Hayatımda ilk defa genel klasman 28’incisi oldum, bu da gelecekmiş başıma demek ki. Bir başka lastik mağduru da Murat Günarslan olmuş. İlk yarıştaki kadar hızlı olmasa da, patlayan iki lastik, genel klasmanda aşağılara itmiş Murat’ı. Direksiyondan kalan Özen’in Evo 9’undan gelen tuhaf sesleri Özden’e dinlettiğimde artık çok geç idi. Onlar’a da geçmiş olsun.

Bu arada yarışı seyreden Burak Çukurova’ya isabet eden bir taş, bileğinin çatlamasına sebep olmuş. Gerçekten akılalmaz bir şanssızlık, Burak’a geçmiş olsun. Burak, Yağız, Orhan, Emre, Murat, Volkan Işık, Kerem Üstünkaya gibi isimleri, etaplarda seyrederken görüyoruz. Sadece kendi girdikleri yarışlara gelen bazı arkadaşlara örnek olsunlar diyelim…

Bu yarış yine bir araba dolusu saçmalık gördük. Günün en önemli olayı, Yeşilvadi etabının içinde sabahlayıp, arabasıyla yola fırlayan avcı idi. Bize denk gelmedi ama Osman ve Hakkı burun buruna gelmişler bu sersem adamla. Neyse ki bir kaza olmamış ama tüm sapaklara jandarma koymak lazım demek ki. Sayın Yücel Akseki’ye duyurulur.

Hadi avcı kuş beyinli… Peki ya antrenmanda tersten gelenlere ne demeli? Şu yarışların hazırlığını adam gibi yapsanız, haritaya bir göz atıp alternatif yolları bulsanız, beceremiyorsanız bulanlara sorsanız da, antrenman günü etabı tersten geçmeseniz, şeytan şapalağı gibi karşımıza çıkmasanız olmaz mı? Esenceli etabının başına dönen yol varken, etabın bütün asfalt bölümünü tersten gelenler vardı. Kulübün de hatası var, reglamana ters yönde araç kullanmak yasaktır diye yazılıyor ama denetleyen yok?! Son normal etabı yanlış giden kopilot arkadaşlar, hadi pilotlarınız herşeyden bihaber. Sizler ne iş yaparsınız elinizdeki roadbook ile? Normal etap değiştirildi, o geldiğiniz yol artık kullanılmıyor… Yaptığınız hata külliyen diskalifikasyon, ama organizatörler görmezden geliyor, dua edin… Bir başka konu da, antrenman sırasında bir zahmet dikiz aynalarına bakmayı akıl edemeyen ahali… Sevgili Cihat (Gürkan) Abi’mizin o meşhur lafında söylediği gibi, “bu kadar ahmak olmak için, özel tahsil yapmak gerekir”. Standart lastikli, arka amortisörleri patlak arabasıyla antrenman yapan, ama arkasına araba geldiğinde ne hikmetse gazlamaya başlayan tuhaf tipler var aramızda.

Antrenman demişken, son yarışın etapları herkesçe malum. Geleneksel kaçak antrenman işlerini hadi yeni etaplarda çoğu ekip yapıyor. Yahu bari daha geçen sene otuz kere geçtiğiniz bu etaplarda yapmayın. Unutmayın, boş bardak tokuşturmak, uğursuzluk getirir.

Gelelim gezegenimizde neler oluyor faslına. Nasıl olsa bir mahalli kupamız var ya, herkes buna giriyor ya, yine bütün ahali kafasını devekuşu gibi toprağa gömdü yine. Olan bitenden kimsenin haberi yok. Dani Sordo’nun Mini’ye, geçmesinden sonra, Citroen kullanan diğer önde gelen pilotlar’dan Sebastien Ogier’yi Volkswagen, Petter Solberg’i de Ford havada kaptı. Aslında genç pilot denemeleri, sözleşme uzatma süreçleri vs. gibi sudan sebeplerle Ogier ve Solberg’i havada kapmamışlar gibi gösteriliyor ama bir gerçek var ki, her takım Citroen’den işi bilen pilot alıyor. Çünkü merak ediyorlar “acaba ne anlatacak” diye. Büyük takımlar, bu transferler ile, Citroen’de olup bitenleri kendi bünyelerine aplike edebilme umudu içindeler diye tahmin ediyorum. Yine de WRC’nin Petter Solberg gibi bir ismi ve Ford gibi bir markayı kaybetmemiş olması çok iyi bir gelişme. Umarım Ford, Abu Dhabi’nin sponsorluğunu kaybedince, bütçesinde sıkıntı yaşamaz. Çünkü bütçe sıkıntısı çeken Mini takımında bazı dertler olduğu çok belli.

Bir başka iyi haber ise, ralli çevrelerince çok beğenilen ve gelecek vaadeden Thierry Neuville’in yeni kontratı oldu. Skoda’nın teklifini reddeden Neuville, Quesnel amcasından süper bir kontrat kopardı ve önümüzdeki sene hem 207 Super2000 ile IRC’de tam sezon, hem de DS3 WRC ile Dünya Şampiyonası’nın büyük bir bölümünde yarışmak için kendisini PSA grubuna bağladı. Bence yırttı artık Neuville, bu güne kadarki performansını devam ettirirse, buradan Loeb’ün koltuğuna kadar yürür. Şu an sadece 23 yaşında ve altında bir DS3 WRC’si ve bir 207 Super2000’i var. Kemerinin altında San Remo ve Korsika gibi iki efsane rallinin birincilikleri var. Çok tecrübeli bir kopilotu var ve artık kendi tecrübesi de belli bir noktaya geldi. Ve bu adamın ilk yarışı 2008 Finlandiya Rallisi… Bir Türk’ün rüyasında bile göremeyeceği kadar hızlı gelişen bir kariyerden bahsediyoruz. Ben Hirvonen’in, Neuville’e karşı gelecekte işinin kolay olmayacağını düşünüyorum. İki yıl sonra Loeb bırakırsa, koltuğu için Neuville ile Hirvonen karşı karşıya gelecektir. Nasser Al Attiyah’ın da katılımıyla, şu anki DS3 WRC pilotları, dünyanın en formda pilotları diyebiliriz. Çok güçlü bir dörtlüsü oldu Citroen’in. Dördü de fabrika arabası koltuğuna oturacak kalitede. Fakat Attiyah müslüman olduğu için, muhtemelen asla fabrika pilotu olamayacaktır. Zaten Katar’dan para getirmese, ne kadar hızlı bir pilot olursa olsun, takımın 3. arabasını Attiyah’a yar etmezlerdi bence. Hem Neuville’den hem Attiyah’dan sürpriz başarılar ve etap zamanları görebiliriz bu sezon. Monte Carlo’ya birşey kalmadı. Attiyah, Dakar’a girdiği için Monte’de start almayacak.

İstanbul Ralli Kupası’nın son ayağında görüşmek üzere…

Uyarı: Bu yazıyı çocukların erişemeyecekleri yerlerde okuyunuz.
Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Aras Dinçer : Dünya Varmış!..

15/12/2009 in Aras Dinçer/Mahalli Ralliler

Yaklaşık 3 senedir, dilim döndüğünce bu köşede ahkam kesiyorum. Sırf ukalalık olsun diye değil, elimden geldiğince doğruları yazmaya çalışarak yorumlar yaptım. Kimi zaman yarışmacılara, kimi zaman takımlara, kimi zaman federasyona, kimi zaman organizatörlere eleştiri getirdim, tebriklerimi sundum, kısaca ağzıma geleni yazdım. Ama bu yazıyı yazmak, bu yarışa katılmaktan bile zor geldi şimdi. Çünkü, nihayet ayrı kaldığım koltuğuma geri döndüm! İş başa düştü, kimi zaman “ulan o iş öyle mi yapılır, ben olsam böyle yapardım, ne kazma adamlarsınız” gibisinden salladığım yarışmacı kitlesine tekrar katıldım, en ufak hatanın cezasının büyük olduğu tarafa geçtim tekrar…

Kendi tarafımdan bakarsam, tek etaplık, kısa ve kolay görünen bir yarıştı ama 4.5 yıl sonra, kaskı takıp, kapıyı kapatmak gerçekten bir tuhaf oldu ilk başta. El çabukluğu marifet, pratik çözüm bulma, sürekli uyanık olma gibi sanatları içeren copilotluk için eski alışkanlıkları geri kazanmak belki fazla zaman almadı ama, an be an düşündüğümde “Evet yahu, bunu böyle yapıyorduk, şimdi hatırladım” diyerek geçti hafta sonum. Neyse ki, bu pası atana kadar, başımızdan bir aksilik geçmedi. İyi bir otomobil ve iyi bir pilot ile yola çıktım, bu hem bir anlamda rahatlık oldu, hem de bir hedefe gitmenin baskısını daha ilk yarışta önüme koydu. Antrenmanlardaki bitmez tükenmez talihsizliğimiz, neyse ki yarışta yakamızı bıraktı. Sözün özü, Allah hiçbirimizi bu kadar uzun ayrı bırakmasın koltuğumuzdan. Ayrılık kötü, geri dönmek ise tarifi mümkün olmayacak kadar güzeldi. Bana güvenen Menderes’e, Deltasport’a, full face kaskı ile HANS’ını bana veren Cem Ağabey’e (Bakançocukları), ve medyatik destekleri için Çağlar’a, Damat Sait’e ve Gürkan’a çok teşekkür ederim.

Bu kadar edebiyat yeter herhalde, acıların çocuğu moduna girmek istemiyorum. Öncelikle 48 kayıt çok gösterişli idi. 2. yarışta 50’yi kesin geçiyoruz, girecek olan en az 3 ekstra ekip biliyorum çünkü. Yarışı kazanan Mustafa Söylemez ve 2. olan sevgili Güven’in, etabın yarısından sonraki dar kısımlarda kendilerine oldukça güvendiklerini ve risk almakta sakınca görmediklerini tahmin ediyorum. Özellikle Mustafa’nın Evo 9’unun her tarafındaki dallar, yapraklar ve hasarlar, ne kadar çok risk alabildiğinin göstergesi. Zaten bu etabı çok çok iyi bildiği malum. Menderes ile bana gelince, Uğur ile yaptığım 2 yarışı saymazsak, en son Fatih ve Saxo Super 1600 ile tempolu yarışmıştım diyebilirim. Saxo’nun önden çekişli olması ve Fatih’in neredeyse hiç kaymayan stilinden sonra, Evo 9’un gücünü ve Menderes’in bol atraksiyonlu sürüşünü, ilk 2-3 km biraz yadırgadım, “N’oluyoruz” dedim, ama adapte olmak uzun sürmedi. Sonuçta Saxo Super 1600 ile Evo 9 arasında sürüş karakteri olarak büyük fark var. Fakat 2. etaptan itibaren her şey yolundaydı, çok yüksek tempolara henüz çıkmadık ama hata da yapmadık. Şunu da söylemek lazım ki, daha önce yarıştığım Evo 7’ler ile Evo 9 arasında da dağlar kadar fark gördüm. Hatta Emin Ali Sipahi’nin Evo 7’si grup A idi ama, Evo 9’un gücü neredeyse Grup A seviyesinde diyebilirim. Yeni Grup N kurallarındaki 33 mm restriktör ile, çok daha fazla güçler çıkacaktır ortaya. Yeni Evo 9’u ile ısınma turları atan Ömer, ilerleyen yarışlarda daha hızlanacaktır. Fiesta ile Orhan ve Burak’ın yaptıklarına da alkış tutmak lazım. Güçlü otomobiller kullanan ekipleri bir tarafa bırakırsak, Bülent, intercom arızasına rağmen Fiesta ile oldukça hızlıydı, ben bu kadarını beklemiyordum Bursa’lı McRae’den. Bora’nın zamanları çok iyi, açık söylemek gerekirse, kısıtlı tecrübesiyle çok iyi taşımış yarışı. Bence artık kalkmamalı direksiyondan… Diğer göze batanlar, giderek hızlanan Yunus ve ihtiyar delikanlı Nissan’ı ile Tolga oldu. 34 FZB 05’e tekrar hayat veren Adil de, rakip otomobillerle kıyaslandığında çok iyi zamanlar yaptı. O da benim gibi pasını atmaya çalışıyordu bu yarış. Afşin Ağabey, 16 yıl önce pilotluğunu yaptığı ve çok çok hızlı gittiği FZB 05’e bu kez copilot olarak oturunca, eminim bir garip hissetmiştir. A5’te nihayet İlhan’a bir rakip çıktı. Çok kanlı geçen çarpışmalardan sonra, Cüneyt Göz 1 saniyeden biraz fazla bir farkla önde bitirebildi yarışı. Bir başka iddialı A5 savaşçısı Hakan Uçucu ise yolda kalmış, bizden sigara istedi ama Yeşil Ay’cı olduğumuz için sunamadık maalesef. İlerleyen yarışlarda daha fazla heyecan bekliyorum A5’çilerden. N2’yi Levent Ağabey kazanmış, kendi de şaşırmış ama yakıştı O’na… Ahmet ve Kemal beklediğim gibi pek yırtıcı gitmişler ama biri bahtsızlıktan öteki ise diskalifiye’den kurtulamamış. Ahmet niyeti bozmuş, “2. yarışa Evo 9” diye tutturmuş durumda. . Bir dip not: Tolga’nın diskalifiye edilmesi doğruydu ama, benim bildiğim, tek ayaklı yarışlarda, ayak sonunda diskalifiye edilir yarışmacı. Ayağın ortasında değil. Orada ya bir yönetim boşluğu oldu, ya da bir yanlış anlaşılma… Tam start alacakken geri çevrilmesi, haklı olarak canını sıkmış Tolga’nın. C2 kullanan civan pilotlarımızı, nedense biraz yavaş gördüm bu yarış. Citroen Sport Maslak ekipleri Alptekin ve ev sahibim Yüksel Ağabey, bekledikleri yerlere tırmanamadılar, Halim de şanzıman arızasıyla yavaşladı biraz. Tamuray Ersan, bu kez Alptekin’in yanındaydı. Para istesin diye çok ısrar ettim ama beceremedi, ikinci yarış Ersan’ın menajeri olarak Alptekin’in yakasına yapışacağım.

Bir eleştiri de yukarıdakine: Allahım biz sana ne yaptık? Bu hava nedir? 40 yılda bir yarışayım dedim, kasırga çıktı… Donuna kadar ıslanmayan kalmadı, herkes hasta oldu, bizleri geçtim, basın mensubu ve gözetmen kullarına hiç mi acımazsın?

Organizatör İSOK’a gelince. İSOK, 2002 yılından beri İstanbul Şampiyonası’na çok özenerek hazırlanıyor ve organize ediyor. 7 yıldır her yarışa ya katıldım, ya da içinde bulundum. Bu kadar düzgün yürüyen, bu kadar dertsiz yapılan, bu kadar kafa patlatılarak planlanmış bir mahalli şampiyona, ilk defa oluyor. Teknik Kontrol’ün herkese oldukça uzak olması dışında, yarışçıların konforuna dair her şey düşünülmüştü. 2. etabın akıbeti iyi olmadı ama bunun vebali kesinlikle İSOK’un değil, yağmurundur… Hele ki, cumartesi akşamı yapılan yol tamiratı, herhalde cumhuriyet tarihinin en hızlı karayolları aksiyonu olmuştur. Elini taşın altına koyan Halid, Vedat ve emeği geçen herkese, tebrik, takdir, şükran, minnet, ne varsa yolluyorum. Eski yüzleri de gördük Viaport’da pazar günü: Deniz Geyik, tekrar ralli ortamına geri döndü, çok da iyi oldu bence… Yiğit Top, startta sunuculuk yaptı, daha iyisi bulunamazdı. Herkesin çok takdir ettiği, gözcü-gözetmen ahalisine de kocaman bir bravo… Herkesin bir tarafının donduğu bu iğrenç havada, gık demeden görevlerini yaptılar, hem de hatasız…

2. yarışı sabırsızlıkla bekliyorum… Bekliyoruz…

Tekzip: Bir önceki yazımda, FIA’nın Grup N’lerdeki restriktörleri 32 mm’den 31’e düşüreceğini yazmıştım. wrc.com adresinde bir süre önce okuduğum bu haberden sonra, birden rüzgar tersine döndü, restriktörler ufalacağına büyütüldü, 33 mm oldu. 2010 ocak ayından itibaren geçerli olacak bu kural değişikliğini yanlış aktarmış oldum, düzeltmek istedim…

Bir fotoğraf bir nasihat bölümünde bu hafta, Gürsu Tırmanma yarışından bir kare var, ben kendim çektim bu fotoğrafı. Fonda yöresel sebze-meyve hali’nin kıraathanesi, önünde gelin gibi bir Evo 9, ve aklından 40 tilki geçen, 40’ının da kuyruğu birbirine değmeyen takım direktörü Serkan Bey… Tam bir ralli yogası…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Go to Top