Tag archive

irc

Yağız Avcı : Sliven Rallisi’nin Ardından

03/10/2012 in Avrupa Ralli Şampiyonası/IRC/Türkiye Ralli Şampiyonası

Bu sezon Castrol Ford Team Türkiye ile dahil olduğumuz Doğu Avrupa Ralli Kupası’nda üç yarışı geride bıraktık ve aynı zamanda iki IRC (Kıtalararası Ralli Şampiyonası) yarışına da katılma fırsatı bulduk. İlk IRC yarışımız olan Yalta Rallisi bizim için müthiş bir tecrübeydi ve bir akıl yarışı oldu. Hatasız bir sürüş sergiledik ve performansımızdan takım olarak oldukça memnunduk. Çok teknik ve tuzaklı etaplar bizim için bir asfalt okulu niteliğindeydi ve takım olarak ilk IRC yarışımızı kazandık. Böylece IRC yarışı kazanan ilk Türk ekip olduk.

Geçtiğimiz haftasonu ise benim için ilk olan bir başka IRC yarışı, Bulgaristan Sliven Rallisi’ni geride bıraktık. Co-Pilotum Bahadır Gücenmez ise 2010’da Murat Bostancı ile bu yarışta yer aldığı için etapları ve atmosferi tecrübe etmişti. Yalta Rallisi’ne göre çok farklı ve en az onun kadar zor bir mücadele oldu. Hedefimiz Yalta’da elde ettiğimiz Doğu Avrupa Ralli Kupası liderliğini korumak ve farklı asfalt zeminler üzerinde kendimizi geliştirmekti, keza hedefimize ulaştık diyebilirim. Çok süratli, zemin kalitesinin bir hayli değişkenlik gösterdiği Sliven etaplarında bu yarışı birçok kez kazanmış olan yerel pilotlara karşı önemli bir sınav verdik takım olarak. Antrenmanda iki kez geçme hakkımızın olduğu etaplarda yol notu çok büyük önem taşıyordu ve bu alanda da kendimizi geliştirdiğimiz için mutluyum. Birçok açıdan bu tarz yarışlar çok faydalı oluyor uluslar arası arenada iyi bir yere gelebilmek adına.

Yalta’daki seyirci atmosferinden sonra Sliven’de de bu çok farklı değildi ve seyirci desteği inanılmazdı. Özellikle Cuma akşamı yapılan seyirci etabında müthiş bir seyirci kitlesi vardı. Yarışın startını ise bir stadyumda aldık ve atmosfer çok keyifliydi. İlk gün sadece seyirci etabını yaptık ve yarışa en iyi zamanı elde ederek başladık. Zor ve tuzaklı bir seyirci etabıydı ve bu güzel bir moral oldu, tabi ertesi gün işlerin değişeceğini biliyorduk. İkinci gün ilk etaptan itibaren yerel pilotlar birbirlerine çok yakın zamanlarla ön sıralara tırmandılar. İlk kez geçtiğimiz etaplardan özellikle ‘Stara Reka’ etabı müthiş zordu. İlk gün 8 etap geçtik ve önümüzdekiyle 9.7 saniye farkla günü 4.sırada tamamladık fakat bir etaba giderken yaptığımız yanlış hesaplama bize 20 saniye zaman cezası getirdi ve 5. sıraya geriledik.

İkinci gün ise etaplar tersine döndü ve fazlasıyla kirlenen zemin bir hayli mücadeleci oldu. Hatasız ve hızlı sürmeye çalışarak yarışı 5.sırada tamamladık ve zaman cezamızı almasaydık 0.5 saniye fark ile 4. bitirebiliyorduk fakat kısmet değilmiş. Yarışın geneline baktığımızda öndeki yerel pilotlarla farkımız ortalama kilometrede 1 saniye oldu ve asfalt zeminde ki gelişimimizden ve performansımızdan oldukça memnun kaldık. Mekanik ekibimiz çok iyi bir iş çıkardı ve Yalta’dan sonra burada da bir problem yaşamadık Fiesta S2000 ile. İkinci IRC yarışımızdan yine güzel puanlar aldık ve sıralamada 6.lığa yükseldik. Doğu Avrupa’da ise liderliği sürdürebildik. Takım arkadaşlarımız Murat-Onur’da hatasız ve güzel bir performansla iyi bir sonuç aldılar keza Buğra-Burak ikilisi de oldukça iyiydi. Diğer bir ekibimiz Eytan-Sedat ise bizleri üzen bir kaza geçirdi fakat şu an iyi olmaları çok sevindirici. En kısa zamanda eski sağlıklarına kavuşacaklar.

Başta ailem olmak üzere, tüm arkadaşlarımıza, ekibimize ve destekleyen herkese çok teşekkürler. Bundan sonraki durağım Aydın V1 Challenge ve sonrasında Sırbistan Rallisi.

Yağız Avcı
www.yagizavci.com

Sliven’de Iliev Liderliği Aldı

29/09/2012 in Avrupa Ralli Şampiyonası/IRC/Türkiye Ralli Şampiyonası

Kıtalararası Ralli Mücadelesi’nin onbirinci yarışı Sliven Rallisi’nin ikinci gününü Bulgar pilot Dimitar Iliev en yakın rakibi Petar Gyoshev’in 11.7 saniye önünde lider tamamladı. İkinci günü üçüncü sırada tamamlayan Todor Slavov oldu. Bulgar pilot liderin 2 dakika 24.9 saniye gerisinde yer alıyor.

Castrol Ford Team Türkiye adına mücadeleye Ford Fiesta S2000 ile katılan Yağız Avcı ikinci günü dördüncü sırada tamamlasa da gün içinde aldıkları 20 saniyelik cezanın işlenmesinden sonra beşinciliğe geriledi. Bu sonuçla Doğu Avrupa Ralli Kupası’ndaki rakibi Krum Donchev, Avcı’nın 4.3 saniye önünde geçti.

Castrol Ford Team Türkiye’nin diğer pilotu Murat Bostancı ise günü genel klasman dokuzuncusu olarak tamamlarken Sınıf 6’da ilk sırada yer aldı. Bostancı İki Çeker Kupası’nda da dördüncü sırada mücadelesine devam edecek.

Ford Fiesta R2 ile mücadeleye katılan Eytan Halfon – Sedat Bostancı ikilisi günün ikinci özel etabında hızlı bir virajda yol dışına taşarak sol önden kayaya çarptılar ve yarış dışı kaldılar. Yüksek süratle çarptıkları için araçları ağır hasar alan ikili etap durdurularak hastaneye kaldırıldı. Halfon ve Bostancı’nın sağlık durumları iyi. İki pilot da kontrol altında tutulma maksadı ile geceyi hastanede geçirecekler. Bostancı’nın yarın taburcu edilebileceği ancak kalça kemiğinde ve kaburgasında çatlak olan Halfon’un durumunun doktorlar tarafından değerlendirildikten sonra taburcu kararının verileceği belirtildi.

Kaza yapan bir diğer Türk ekibi de Nebil Erbil – Onur Ahıskalı ikilisi oldu. Mitsubishi Evo IX ile mücadeleye katılan Ankaralı ikili yüksek süratte yaptıkları kaza sonrasında yarış dışı kaldılar. İki pilotun da sağlık durumları iyi, ikisi de servis alanında ağır hasar alan otomobillerinin başında yurda dönüş hazırlıkları yapıyorlardı.

İlk yurt dışı tecrübesinde Buğra Banaz temposunu yükseltmeden yarışı tamamlamak için mücadele ediyor. Emre Yurdakul’un deneyimli kopilotu Burak Erdener ile start alan Eskişehirli Buğra Banaz günü onbeşinci sırada tamamladı.

Türkiye Ralli Şampiyonası’nda Sınıf 8 Birinciliği için mücadele eden Tezcan Dalfidan da Ford Fiesta ST ile start aldığı Sliven Rallisi’nde Türkiye’de görmeye alışık olmadığımız asfalt etaplarda temposunu yüksek tutmaya çalışıyor. Dalfidan Türkiye’ye en azından sınıf üçüncülüğü kupasını götürmek için mücadele ediyor. Dalfidan Türkiye’de alışık olduğumuz göze hoş gelen stili ile Bulgar seyircilerin gönlünü de fethetmeyi başarıyor.

Türkiye’den gelen tek bayan pilot olan Simin Bıçakçıoğlu da zorlu asfalt etaplarda zaman zaman sıkıntı yaşasa da çok önemli tecrübeler elde ederek etapları tamamlamaya devam ediyor.

Sliven Rallisi’nin ikinci gün kapanış basın toplantısına katılan pilotlar özellikle Stara Reka özel etabının Pazar günü iniş olarak geçileceğinden 7-8 kilometresinin kısaltılmasını talep ettiler. Diğer etaplara nazaran zemindeki fazla toz ve toprak pilotları zorladı. İniş olarak geçilirken iki çeker otomobillerin daha fazla zorlanacağını belirten pilotlar organizatörlerin kararını bekliyorlar.

Sliven Rallisi, ikinci gün geçilen dört özel etap son gün tersten geçilmesi ile tamamlanacak. Yarış finiş töreni 14:30’da düzenlenecek.

Sliven’de ilk gün lideri Yağız Avcı

in Avrupa Ralli Şampiyonası/IRC/Türkiye Ralli Şampiyonası

Kıtalararası Ralli Mücadelesi’nde sezonun onbirinci rallisi Mebanol Sliven Rallisi Hadji Dimitar Stadyumu’nda düzenlenen start seremonisi ile başladı. 40 pilotun start aldığı rallinin ilk etabı olan Hadji Dimitar Stadyumu etrafında düzenlenen Özel Seyirci Etabı da tamamlandı.

Castrol Ford Team Türkiye adına Ford Fiesta S2000 ile yarışa katılan Yağız Avcı – Bahadır Gücenmez ikilisi ilk etapta en iyi zamanı yaparak Yalta Rallisi’nde elde ettiği başarısını devam ettirme adına ilk adımı da atmış oldu. Avcı’nın kullandığı Fiesta S2000’in motoru geçtiğimiz hafta içinde M-Sport’tan gelen sıfır kilometre motor ile değiştirilmişti. Avcı gün içinde düzenlenen test (shakedown) etabında ilk kez kullandığı yeni motorlu aracını fazla zorlamadan ilk tepkileri kontrol etti.

Sliven Rallisi’nde deneyimleri ile ön plana çıkan Krum Donchev ve Dimitar Iliev özel seyirci etabında meşhur “ilk u’dan sonra gelen sol viraj”ı kaçırarak zaman kaybedince klasmanda geriye düştüler. Ancak iki pilot da ikinci gün geçilecek adeta ezberledikleri etaplarda mücadeleyi kızıştıracaklar.

Bulgaristan Ralli Şampiyonası’nda mücadele eden ancak IRC ve ERC klasmanında yer almayan Ignat Isaev ve Plamen Staykov farklı benzin ile mücadeleye katıldıklarından farklı bir performans gösteriyorlar.

Türkiye’den toplam 7 ekibin mücadele ettiği rallide Murat Bostancı-Onur Vatansever en iyi ikinci Türk ekip olurken Buğra Banaz-Burak Erdener ise ilk gün geçilen tek etap sonunda en iyi üçüncü Türk ekibi oldular. İlk yurtdışı deneyimlerini yaşayan Tezcan Dalfidan, Simin Bıçakçıoğlu ve Nebil Erbil de ikinci gün geçilecek sekiz özel etapta mücadelelerine devam edecekler. Özel seyirci etabında lastik patlatan ve jantını kıran Eytan Halfon da asfalt tecrübesini geliştirmeye devam edecek.

Mebanol Sliven Rallisi’nde ikinci gün 10:30’da start alacak 18.08 kilometrelik Mollova Gora 1 özel etabı ile başlayacak. 11.92 kilometrelik Kotel 1 özel etabı ile devam edecek mücadelede sırasıyla 19.95 kilometrelik Stara Reka ve 15.06 kilometrelik maşhur Bulgarka özel etaplarının geçilmesi ile ilk lup tamamlanacak. Öğle servisini alacak ekipler aynı etapları birer kez daha geçerek günü tamamlayacaklar.

Yağız’ın Avrupa Serüveni Devam Ediyor

27/09/2012 in Avrupa Ralli Şampiyonası/Bülten/IRC/Türkiye Ralli Şampiyonası

Yağız Avcı-Bahadır Gücenmez ikilisi, bu hafta sonu Intercontinental Rally Challenge (IRC) 11. yarışı olan Sliven Rallisi’nde start alıyor. Bulgaristan’da düzenlenen ve 45 ekibin katıldığı organizasyon, aynı zamanda Avcı’nın lider olduğu Doğu Avrupa Ralli Kupası’na da puan veriyor.

2009-2010 ve 2011 sezonlarında Türkiye Ralli Şampiyonu olarak yükselişini sürdüren genç pilot Yağız Avcı, sezona uluslararası yarışlarla devam ediyor. 15-16 Eylül tarihlerinde Ukrayna’da düzenlenen Yalta Rallisi’ni birinci bitirerek Kıtalararası Ralli Şampiyonası(IRC)’de zafere ulaşan ilk Türk ekip olan Yağız Avcı-Bahadır Gücenmez, sezona Sliven Rallisi ile devam ediyor.
45 ekibin start alacağı 28-30 Eylül tarihlerindeki Sliven Rallisi’nde Castrol Ford Team Türkiye adına Edox, Hursan Lojistik ve Mac Team desteğinde Ford Fiesta S2000 ile yarışacak olan Avcı-Gücenmez ikilisi 2. sırada start alacak. Aynı takımdan Murat Bostancı-Onur Vatansever ile Buğra Banaz-Burak Erdener de Ford Fiesta R2 ile zorlu mücadelede yer alacaklar.

Avcı yarış öncesinde “Bulgaristan’da düzenlenen Sliven Rallisi de, Yalta Rallisi kadar zorlu olacak. Gerçekten çok güçlü rakiplerimiz var, daha kısa bir yarış olsa da asfalt zeminde oldukça zorlu bir yarış olacak. Bu yarıştaki hedefimiz ilk 3 içerisinde tamamlayıp Doğu Avrupa Ralli Kupası liderliğimizi garantilemek. Castrol Ford Team Türkiye olarak 3 ekiple bu zorlu mücadeleye hazırız ve başarılı sonuçlarla dönmeyi hedefliyoruz.” açıklamasını yaptı.

Hafta Sonunun Galibi M-Sport

19/09/2012 in Bülten/Dünya Ralli Şampiyonası/IRC/Türkiye Ralli Şampiyonası

M-Sport otomobilleri hafta sonu düzenlenen iki önemli ralli organizasyonunda podyumun en üst basamağına çıkmayı başardı. FIA Dünya Ralli Şampiyonası’nın İngiltere ayağında Ford Takımı adına mücadele eden Jari-Matti Latvala ve Miika Anttila ile Castrol Ford Team Türkiye adına IRC Yalta Rallisi’nde start alan Yağız Avcı – Bahadır Gücenmez ikilileri M-Sport’ta hazırlanan Ford Fiesta’lar ile zafere ulaştılar.

Latvala’nın Galler Rallisi zaferi aslında ilk dokuz içinde yer alan altı Fiesta arasında öne çıkanıydı. M-Sport’un bireysel katılımcıları da rallide iyi zamanlar elde ederek genel klasmanda kendilerine yer buldular. Geçilen 19 özel etabın 14’ünde Ford Fiesta’lar en hızlı araçlar oldular.

M-Sport ayrıca SWRC klasmanında da Craig Breen ile zafere ulaşırken Yazeed Al Rajhi de podyumun üçüncülük basamağına çıktı.

“Bu zafer benim için çok büyük anlam taşıyor.” diyerek sözlerine başlayan Latvala : “Galler Rallisi benim için kendi evimdeki yarış aslında. 10 sene önce kariyerime de burada başlamıştım ve Finlandiya’dan daha fazla tecrübem var. Burası benim en beğendiğim etaplar ve kariyerimde ilk defa bu yarışı iki kez üst üste kazanmış olmaktan dolayı çok mutluyum.” dedi.

IRC’de (Kıtalararası Ralli Mücadelesi) geçilen 14 özel etabın sekizinde Fiesta en iyi zamanı yaparken Yağız Avcı en yakın rakibine üç dakikadan fazla fark yaparak yarışı kazandı.

Kariyerinin ilk IRC zaferine uzanan Yağız Avcı : “Etaplar mayın tarlası gibiydi. Etaplar çok uzun ve zorlayıcıydı, bu nedenle iyi bir tempoda aracı korumak çok zordu. Bu ralliyi kazandığım için çok mutluyum.” dedi.

Türkler Yalta’da Tarih Yazdı

17/09/2012 in Bülten/IRC/Türkiye Ralli Şampiyonası

Castrol Ford Team Türkiye’den Yağız Avcı-Bahadır Gücenmez ekibi kariyerindeki ilk IRC (Kıtalararası Ralli Şampiyonası) zaferine Yalta’da ulaştı. İkili bu başarısı ile aynı zamanda bir IRC rallisi kazanan ilk Türk ekip oldu.

Kıtalararası Ralli Şampiyonası(IRC)’nda sezonun 10’uncu ayak mücadelesi olan Yalta Rallisi 15-16 Eylül tarihlerinde gerçekleştirildi. Ukrayna’nın Crimea bölgesinde yer alan Yalta şehrinin Karadeniz’e bakan dağlarındaki asfalt etaplarda koşulan ralli “Türk” çıkarmasına sahne oldu.

73 ekibin start aldığı rallide ülkemizden de Castrol Ford Team Türkiye adına Yağız Avcı-Bahadır Gücenmez ve Murat Bostancı-Onur Vatansever ile ferdi yarışan Eytan Halfon-Sedat Bostancı ekipleri mücadele etti.

3 gün süren asfalt zeminli zorlu rallide ilk günü üçüncü, ikinci günü ikinci sırada tamamlayan Yağız Avcı-Bahadır Gücenmez ikilisi Ford Fiesta S2000 ile son günü liderliğe yükselerek, Kıtalararası Ralli Şampiyonası (IRC) yarışı kazanan ilk Türk ekip ünvanını da kazanmış oldu.

Castrol Ford Team Türkiye’nin genç ekibi Murat Bostancı-Onur Vatansever ikinci gün iki kez lastik patlatarak 21.liğe kadar gerilese de son gün yaptıkları atakla yarış genel klasman yedincisi, sınıf 6 ve iki çeker klasmanı ikincisi olarak tamamlamayı başardı.

TOSFED Spor Kurulu Başkanı Metin Çeker’in spor komiserliği, TOSFED eski genel sekreteri ve Eğitim Kurulu Başkanı Banu Başeren’in ise FIA Gözlemciliği görevlerini yaptığı organizasyonda yarışan bir diğer Türk ekip Eytan Halfon-Sedat Bostancı genel klasman 12.liğinin sahibi oldu.

Bu yarıştan çok değerli puanları Türkiye Ralli Şampiyonası’na taşımayı başaran Yağız Avcı-Bahadır Gücenmez ekibi, Doğu Avrupa Ralli Şampiyonası’na 28-30 Eylül tarihlerinde Bulgaristan’da düzenlenecek olan Sliven Rally ile devam edecekler.

Yalta Rallisi’nde İkinci Gün Tamamlandı

15/09/2012 in IRC/Türkiye Ralli Şampiyonası

Kıtalararası Ralli Mücadelesi’nde (IRC) sezonun onuncu yarışında ikinci gün sonunda Ukraynalı Yuriy Protasov lider konumda yer alıyor. Castrol Ford Team Türkiye adına mücadeleye katılan Yağız Avcı ise günü ikinci sırada tamamladı. Son etap öncesinde Protasov’un lastik patlatması ile liderliğe yükselen Avcı son etapta rakibine geçilince günü de ikinci sırada tamamladı.

Yerel pilot Protasov kendi evinde yarışmanın da avantajı ile yüksek tempoda yarışa devam ediyor. İkinci günün ilk etaplarında Mikko Pajunen ile sıkı bir mücadeleye giren Protasov rakibinin öğle servisinden sonraki ilk etapta büyük bir kayaya çarparak yarış dışı kalmasından sonra temposunu düşürmeyi planlamıştı ancak patlayan lastik onun da planlarını değiştirdi. Protasov son gün geçilecek altı etapta fazla zorlamadan yarışı tamamlamayı hedeflediğini belirtti.

Yağız Avcı mücadele ettiği Doğu Avrupa Ralli Kupası takviminde olduğu için start aldığı Yalta Rallisi’nde asfalt tecrübesini de geliştiriyor. Yerel pilot Protasov ve Fin pilot Pajunen yüksek tempoda mücadele ederken Avcı ise genel olarak yarışı tamamlamak üzerine bir strateji kuruyor. Pajunen’in de kalması ile ikincilikteki yeri rahatlayan genç pilot Pazar günü geçilecek altı etabı da sorunsuz geçerek yarışı podyumda tamamlamayı hedefliyor.

Castrol Ford Team Türkiye’nin diğer genç pilotu Murat Bostancı ise yaşadığı sorunlar nedeni ile bir türlü sıralamanın üst basamaklarına tırmanamadı. Özellikle Orlenje etaplarındaki temposu ile göz dolduran Bostancı iki kez lastik patlatınca günü de genel klasman onbirincisi olarak tamamladı. Bostancı Sınıf 6’da ilk sırada yer alırken İki Çeker Kupası’nda da ikinciliğini koruyor.

Ukrayna’nın Kırım bölgesindeki Yalta şehrinde düzenlenen ralli ülkenin tatil beldesi olması sebebi ile her sene olduğu gibi şehre ayrı bir dinamizm katıyor. Eğlence üzerine kurulmuş bir ralli izlenimi veren Yalta Rallisi’nin sponsoru Prime hiç bir masraftan kaçınmamış dersek yeridir. Genelde yarış akışının yer aldığı basın kartlarının arkasında akşam düzenlenecek parti programının ve hangi kıyafetle katılmanın gerektiğine kadar farklı bilgilerin yer alması nasıl bir yarış organizasyonu olduğu konusunda fikir verecektir. Etaptan etaba koşan bizler için ise Kırım bölgesinde yaşayan Tatar halkının dilimize olan yatkınlığı umulmadık bir anda imdadımıza yetişebiliyor. Etap çekmek için çıktığımız dağda otopark muhabbeti bir anda Tatar Pilavı’na ve hatta televizyonda yayınlanan Türk dizilerine kayabiliyor. Otelden çıkarken iki sandviçe mahkum olan bizler dağ başında Tatar Pilavı’nın muhabbeti ile doyabiliyoruz.

Son gün etaplarında ekipler ikinci gün etaplarının tersten geçecek. Özellikle ilk etap olarak geçilen Ai Petri etapları tırmanma özelliği ile pilotları zorlamıştı Pazar günü iniş olarak geçilecek etap pilotlara farklı bir heyecan yaşatacak. Etap sık ağaçlıklı orman içinden geçtiği için zeminin soğuk olmasından dolayı lastikleri de çok zorluyor. Aynı şekilde genelde iniş olan günün üçüncü etabı da Pazar günü tırmanma olarak geçilecek. 15:30’da yarışı tamamlayacak ekipler 20:00’da kent meydanında düzenlenecek ödül töreni ile kupalarını alacaklar.

Mikkelsen, Skoda’ya 25’nci IRC Zaferini Romanya’da Kazandırdı

23/07/2012 in IRC

Romanya’nın Transilvanya bölgesinde sona eren Sibiu Rallisi’ni kazanan Andreas Mikkelsen ve kopilotu Ola Floene Skoda’nın IRC’deki (Kıtalararası Ralli Mücadelesi) 25’inci zaferine imza atmayı da başardılar. Skoda İngiltere adına mücadeleye Skoda Fabia S2000 ile katılan Mikkelsen Cuma günü ilk etaptan son etaba kadar hatasız sürüşü ile sezonun ikinci IRC zaferine imza attı. Mikkelsen sezonun bitimine 5 yarış kala en yakın rakibine 49 puan fark atınca IRC’de peşpeşe şampiyon olma iddiasını devam ettiriyor.

Sepp Wiegand’ın ilk IRC podyum hayalleri 10’uncu özel etapta sağ arka süspansiyonu kırılınca yarım kaldı. Skoda Almanya pilotunun şanssızlığı Patrik Flodin’i podyumun ikinci basamağına çıkarttı. Petter Solberg Engineering pilotu ikinci etapta 45’inci sıraya kadar gerilemişti ancak Flodin temposunu yükseltip yarışı ikinci sırada tamamladı ve ayrıca Colin McRae Flat Out Ödülü’nün de sahibi oldu.

49 yaşındaki Fransız François Delecour Peugeot 207 S2000’inde baş gösteren süspansiyon arızasına rağmen yarışı üçüncü sırada tamamladı. Vitaliy Pushkar IRC Production Cup (Seri Otomobiller Kupası) zaferini kazanırken Robert Consani ise IRC İki Çeker Kupası’nda ilk sırayı aldı.

Mikkelsen son güne en yakın rakibinin 2 dakika 44.1 saniye önünde başladı. Cuma günü tüm etapları kazanırken rakipleri de hata yapınca Mikkelsen rahat bir konuma yerleşti. Wiegand ikinci güne hızlı başlasa da Mikkelsen için sorun teşkil etmedi. Mikkelsen ilk gün tek stepne ile çıkmıştı ancak ikinci günde iki stepne alınca ağırlık dezavantajını almıştı.

“Açık ara farkla kazandık ama çok zor bir ralli” diyerek sözlerine başlayan Mikkelsen “Zemin çok kırıcıydı çizgi üzerindeki büyük kayalardan kaçmak için büyük efor sarfettik, özellikle de ilk gün arayı açtıktan sonra. Bu zafer tüm Skoda İngiltere takımı için çok güzel oldu, onların mükemmel çalışması olmasa ben burada olamazdım. Son yarışlarda hep ikinci oluyorduk yeniden podyumun en üstüne çıkmak keyifli oldu.” dedi.

Flodin ilk günün ikinci etabında lastik patlatıp jantını kırınca ilk günü altıncı sırada tamamlayabilmişti. Ancak ikinci gün ilk iki etapta yaptığı zamanlar ile dördüncülüğe çıkan İsveçli Delecour’un dokuzuncu etapta süspansiyon arızası ile yavaşlaması ile üçüncülüğe çıktı. Wiegand’ın da kalması ile podyumun ikincilik basamağına tırmandı.

Wiegand 2 dakika 40 saniye farkla ikinci sırada giderken onuncu özel etapta lastik patlatınca işin rengi değişti. 21 yaşındaki genç pilot lastiğini değiştirmek yerine o şekilde etabı bitirmeye kalkınca sağ arka yayını kırdı ve yarışı bırakmak zorunda kaldı.

IRC’de sezonun dokuzuncu rallisi Çek Cumhuriyeti’nde düzenlenecek olan Barum Rally Zlin olacak. Asfalt zeminde koşulacak ralli 31 Ağustos – 2 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek.

Aras Dinçer: Hoşçakal Gareth…

20/06/2012 in Aras Dinçer

Bu yazının konusu, 33. İstanbul Rallisi olacaktı aslında. Ancak haftasonu koşulan efsane yarış Targa Florio Rallisi’nde yaşanan üzücü kaza, herşeyin önüne geçti doğal olarak. Bu kazada, sporun genç isimlerinden Gareth Roberts’ı maalesef kaybettik.

Şahsen tanıyor olmasam da, sporumuzda yıldızı yükselen kopilotlardan biri idi Gareth Roberts. Henüz 24 yaşındaydı ve Craig Breen ile beraber edindikleri uluslararası tecrübeler ile, geleceği açık yardımcı sürücülerden biri idi. Artık sadece “büyük pilot” çıkarmakta değil, o eski “büyük kopilotları” da çıkarmakta zorlanan Britanya’nın, şanını sürdürmek için umut bağladığı sporcularından biri idi. Elbette en başta Craig Breen olmak üzere, bu sporu gerçekten seven herkes, Gareth’ın böyle bir kaza ile kaybedilmiş olmasına çok çok üzülmüştür. Craig ile ne kadar iyi arkadaş oldukları, başarılı olabilmek için ellerinden geleni yaptıkları, Gareth’ı tanıyanların, O’nun hakkında söyledikleri zaten ortada. Hatta yarışırken, ne kadar eğlendiklerini nete düşen fotoğraflardan görebilirsiniz. Bu noktadan sonra, birşey söylemek çok zor, benim haddime de düşmez zaten… Ailesi, sevenleri, ralli camiası ve Craig, O’nu her zaman kalplerinde yaşatacaklardır. Hoşçakal Gareth…

Bu kazanın ardından düşünülmesi gereken önemli bir konu var. Sonuç itibarı ile, bir ralli otomobilinin kaza geçirmesi için, tek bir düşük ihtimal vardır: Anlık bir mekanik arıza. Bunun dışında kalan yegane iki ve en büyük ihtimal, ya pilotun, ya da kopilotun hata yapmasıdır. Sporun otoritesi FIA’nın en önemli görevi de, böyle bir hata sonrasında olabilecek kazaların bedelinin ölüm veya yaralanma olmaması için, güvenlik standartları yaratmaktır ve uygulamak-uygulatmaktır.

80’lerden bugüne, motorsporlarında yaşanan ölümlü kazaları düşünürsek, Toivonen-Cresto ikilisinin hayatlarını kaybettikleri 1986 Korsika Rallisi’nden bu yana gelinen nokta ortada. FIA, her ölümlü kaza sonrası, sadece ralli değil, Formula 1 ve diğer branşlarda da aktif ve pasif güvenlik önlemlerinin standartlarını sürekli arttırdı. Belli bir zaafın iki kere tekerrür ettiği, birden fazla ölümlü kaza neredeyse yok gibi. Ancak bu defa biraz geç kalındı galiba. Belki de ralli tarihinde ilk defa, ciddi bir güvenlik zaafı, ölüme sebep vermeden, ama ciddi bir uyarı niteliğinde karşımıza çıkmıştı geçen sene: Rallisever Formula 1 pilotu Robert Kubica, İtalya’da katıldığı rallilerden birinde, Skoda Fabia Super2000’i ile, bariyerlere saplanmıştı. Kubica bu kazada hayatını kaybetmedi, ama belki de tüm kariyerini kaybetti. Hala daha pistlere dönemeyen Polonya’lı pilotun başından geçen bu olay, aslında çok ciddi mesajlar veriyordu: Yol kenarı bariyerleri biraz “farklı” bir tehlike idi…

Bariyer denen meretin, en önemli ve en tehlikeli yönü, doğadaki hiçbir objeye benzemiyor oluşudur. Neden mi? Ralli otomobillerindeki tüm o müthiş güvenlik önlemlerini düşünürsek, bunların hepsinin dizaylarının tek bir varış noktası vardır: Yer yüzü şekilleri, ağaçlar, köprüler gibi faktörlerin, bir kaza anında otomobilin içindeki yaşam alanına girmelerini veya bu alanı küçültmelerini engellemek. Bu faktörlerin hepsi de, boyutsal açıdan -doğal olarak- yarış otomobilinden çok daha büyüktürler. Dolayısı ile, rollcage’in temel hedefi, kaza anında onları durdurup, yaşam alanına tecavüz etmelerini engellemektir. Bu yüzden, yarış ekipmanlarının tüm güvenlik testleri bu faktörlere göre yapılıyor. Sonuçta, bu faktörleri kaza anında otomobilin dışında tutabilirseniz, otomobilin içine sızıp, sizi yaralayamazlar değil mi? Bunu yapabilmeleri için, ya sıvı, ya da gaz halinde olmaları gerekir. Peki ama ya obje, hem katı halde, hem de sizin güvenlik önlemlerinizin arasından sızabilecek kadar esnek ve “küçük” ise? Sanırım, dünya üzerinde katı özellik taşımasına rağmen, bunu becerebilecek tek bir obje var, o da bariyerler. Metrelerce uzunluğunda, ama profilden bakıldığında otomobilin içine kolayca sızabilecek kadar “küçük”. Üstelik yeterince de esnek…

Ralli yapan hiç kimsenin normal bir insan olmadığını düşünürsek, normal insanların iyiliği için yapılan bu bariyerlerin, aynı Gareth’ın ölümüne sebep oldukları gibi, bazen normal insanların da trafikte ölümüne sebep olduklarını görmüşsünüzdür. İşte geldik zurnanın zırt dediği yere: İster bir Skoda Fabia Super2000’in içinde olun, ister bir Skoda Favorit kullanın, yapacağınız bir kaza sırasında, bariyerin sizi hayatta tutmasıyla, bedeninizi ikiye bölmesi arasında, sadece birkaç derecelik darbe açısı farkı, veya birkaç km/s sürat farkı vardır. Bu “birkaç”lar belki “birkaç 10” olarak da değerlendirilebilir tabii. Fakat sonuçta bizlerin normal hayatta çok önemsemediği o birkaç 10’lar, bariyerin bizim için vereceği infaz ya da beraat kararını direkt etkiler. Çünkü bariyere ne kadar dik açıyla vurursanız, sizi tutması o kadar mümkün iken, ne kadar dar açıyla vurursanız, bağlantı noktasından kopması ve otomobilin içine “sızması” da o kadar mümkündür. Hele ki, yasal hız sınırı yerine, Jan Kopecky’yi kovalayan bir tempoda araba kullanıyorsanız, bu çok daha kolaydır. Bunu şuradan anlayabiliriz: Geçtiğimiz hafta Rally Bulgaria’da TOK Sport’un Mini’si ile bariyerlere saplanan Seashore ekibinin burnunun kanamamasının sebebi, otomobilin çok hasar almış gibi görünmesine rağmen, aslında Breen-Roberts ekibine nazaran daha düşük bir hız ile bariyerlere çarpmış olmaları ve bariyerin tam motora denk gelmiş olmasıdır. Ki, motor zaten kullanılamaz hale geldi bu darbeden sonra.

“Otomobilin içine sızmak” ile neyi kastettiğimi hepiniz anlamışsınızdır. Bariyer denen şeye profilden bakarsanız, 20×30 cm ebatlarındaki bir delikten geçebileceğini görürsünüz. Bariyerin başladığı yere saplanırsanız, veya dar açıyla yüksek süratle vurup, bağlantısından kopmasına sebep olursanız, tıpkı bir toplu iğnenin balona saplandığı gibi, bulduğu ilk delikten, otomobilin içine uzanır. Bu durumda sizi koruyabilecek yegane şey, motor ve motor kulaklarıdır. Aldıkları darbe ile yerlerinden kopmazlarsa tabii… Ralli otomobillerini düşünürsek, motorların standart otomobillere göre çok daha eğimli ve aşağıda durmaları, ve motorun etrafının bomboş olması, bu noktada tehlikeyi daha da arttırıyor. Geriye bir tek, yaşam kabini ile motor kabini arasında duran sac panel kalıyor. O da kolaylıkla delindikten sonra, bariyer ile burun buruna kalıyorsunuz. “İnce” ama inanılmaz bir mukavemete sahip bariyer, fizik kanunlarını böyle kullanıyor sizi biçmek için. Karşısına, en az onun kadar güçlü bir önlem koymazsanız, pilot ve kopilotları her daim tehdit etmeye devam edecek bariyerler.

En az onun kadar güçlü bir önlem denince, elbette FIA’dan otomobillerin önüne veya motorun arkasına 50 kiloluk bir çelik panel yerleştirilmesini mecburi kılmasını bekleyemeyiz. Ama aslında bariyerin dikine darbesine karşı dayanabilecek çözümü, taa Grup B’ler zamanında FIA sunmuş, üreticiler de kullanmıştı: Honeycomb profilli karbon levhalar… Honeycomb denen şey, aluminyumdan üretilmiş bal peteği şeklinde profillerdir. Yüzlerce minicik altıgen aluminyum profilin birleşmesinden oluşan bu profiller, iki kalın karbon levha arasına yerleştirilip, kendi özel tutkalı ile yapıştırılıyor ve o şekilde fırınlanıyor. İşlem bittiğinde, o kadar sağlam ve hafif oluyor ki, 3 cm profilli bir levhaya balyozla bütün gücünüzle vursanız bile, sadece birkaç milimetre esniyor. Sacdan kat be kat hafif. Üstelik çok da ince. Ne kadar ince yapılırsa, o kadar dayanıklı oluyor. Yani 5 cm profilli bir levha yerine 5 tane 1’er cm’lik levha üretilip arka arkaya konduğunda, sağlamlığı çok daha fazla oluyor. Yani motor ile yaşam kabini arasındaki sac bölmenin önüne de, arkasına da kolaylıkla uygulanabilir. Hem de birkaç kat. Bu tip parçalar, zamanında Grup B’lerde ve modern WRC’lerde kullanıldı. Sadece birkaç kilo ek ağırlık ile, otomobilin ön tarafı bariyere çok daha dayanıklı hale gelebilir.

Bu tip bir kazada ölümü engelleyebilir mi? Bilemeyiz. Ama en azından bazı durumlarda sonucu etkileyebileceğine inanıyorum. Keşke FIA, yaşam alanının önündeki şu sac paneli güçlendirmek için bu veya buna benzer bir yöntemi, Kubica’nın kazasından sonra hayata geçirseydi. Belki bugün Gareth aramızda olurdu…

Tehlikeli olduğunu bilmemize rağmen, başlasın diye günleri, saatleri saydığımız bir iş yapıyoruz. İstanbul Rallisi’nden bahsedelim biraz da. Yarışın sportif sonuçlarından ziyade, start listesi, yarışın İSG Havalimanı’na taşınması gibi idari konular konuşuluyor günlerdir. İSOK Yönetim Kurulu’nda bulunmam sebebiyle, yazılarımda kulübü bağlayacak ifadeler kullanmak istemiyorum. Çünkü her ne kadar kulüp yönetiminde olsam dahi, bu yazının yazarı, tarafsız olmak durumunda. Dolayısı ile, bu konularda olumlu ya da olumsuz bir yorum yapmak yerine, işin sportif kısmıyla ilgili birşeyler söylemek istiyorum.

Etap zamanlarına ve genel klasmana bakarsak, İstanbul Rallisi’nden birkaç sonuç çıkarabiliriz. Ama, iyi düşünürsek, sonuçlardan daha fazla sayıda soru çıkıyor karşımıza gelecek yarışlar için. Etap zamanlarının bize verdiği ilk ipucu şu: Yağız, toprakta Luca Rossetti ile kafa kafaya gidebiliyor. Yani kronometreler öyle söylüyor. Çünkü ilk etaba girmeden yedikleri cezayı da düşünürsek, Yağız bu yarışta Luca’yı geçmiş gibi görünüyor. Bu noktada Luca Rossetti’nin yarışı forse etmediği, otomobilini kollamak için yavaş gittiği, Yağız ile farkı sadece idare ettiği senaryoları tamamen yanlış bence. İkili arasındaki etap zamanlarının yakınlığı, asfalttaki farkın, toprakta yok olduğunu gösteriyor. Luca, taktik yapmamış, basbaya yarışmış Yağız ile. Bu açıdan Yağız-Bahadır ikilisini hem tebrik etmek lazım, hem de yedikleri geç cezası yüzünden sitem etmek lazım. Çünkü, bu yarışı Rossetti-Chiarcossi’nin önünde bitirebilselerdi, şampiyonluk için şansları neredeyse eşitlediler diyebilirdik. Şimdi puan farkı biraz daha açıldı ve Rosetti’nin ciddi bir hata yapması gerek. Üç kere Avrupa Ralli Şampiyonu olmuş bir ekibin de, Türkiye’deki 130-150 km’lik ralllerde ciddi bir taktiksel hata yapmaları pek mümkün değil bence. Üstelik bir asfalt ralli daha var önümüzde. Yağız’ın işi zor yani… Dahası, Volkan ve Vedat’ın yaşadıkları ve birazdan bahsedeceğim inanılmaz şanssızlık-basiretsizlik karışımı olaylar, İtalyan için tam bir piyango oldu. Çünkü Volkan ile aralarına giren iki Ford, ilerleyen yarışlar için çok iyi bir sigorta poliçesi oldu şimdi Rosetti için. Olası bir hata halinde, bir yarışı ilk üç dışında tamamlama lüksü var artık elinde. Hatta Eskişehir Rallisi sonrası söylediğim, Volkan Işık’a topraklara Rosetti ile eşit puanla lider girmeyi kabul edermiydin diye sorsalar, nasıl evet diyecekse, Rossetti’ye de aynı soruyu, “Bu yarışta Volkan 2.5 dakika kaybedecek, ama sen kazanamayabilirsin” diye bir teklif yapsalar, herhalde kabul ederdi. Volkan Işık’a gelince, patlayan lastikleri ve Ünal’ın tozunda kaybettiği zamanları düşünürsek, bu yarışı Rossetti ve Yağız ile çok da stresli bir çekişmeye girmesine gerek kalmadan kazanırdı diye düşünüyorum. Elbette motorsporlarında olmuşla ölmüşe çare yok. Lastik patlatarak yarış kaybeden ilk pilot Volkan Abi değil. Hatta kendisinin lastik patlatarak kaybettiği ilk yarış da bu değil. Daha önce hem bu bölgedeki etaplarda, hem de Bursa’daki Türkiye Rallisi’nde lastik patlatarak verdiği çok zaman ve yarış vardır Volkan Abi’nin. Burada enteresan olan, Yüzbaşı’nın lastik seçimi idi. Tüm rakipleri iki yöne ayrılmışlardı. Bazıları, taş gibi sağlam ama kabiliyetsiz bir lastik olan Michelin L’atitude Cross’un yumuşak hamuru ile yarışırken, bazıları da, Pirelli’nin kırıcı şartlar için artık standart hale gelen K4RF’i ile yarıştı. Bu iki lastikten çok daha hızlı bir lastik olan ama sağlamlığına asla güvenilmeyecek Michelin GZS’leri ise kimse tercih etmemişti. Volkan Abi haricinde… Veya bu bir tercihten ziyade mecburiyet miydi? L’atitude Cross aradığını ancak bulamadıklarını söyleyen Volkan Abi, GZS’ler ile çıktı yola. Sonra olanlar malum, patlayan iki lastik, giden dakikalar… Rakiplerinin lastikleri patlamadı mı? Murat’ın da, Rossetti’nin de lastik patlattığı görüldü. Yani sağlamlığına güvenilen lastikler bile yeri geldi, pes ettiler İSG etabında. Neden pes ettiklerine birazdan geleceğiz, o da ayrı bir konu. Ama, şu kesin ki, Volkan Işık konumundaki bir pilotu, bu lastikler ile, bu kadar taşlı-kayalı etaplara sürmek, ister kendi seçimi, ister takımının ihmali olsun, büyük bir hata oldu.

Taşlı-kayalı etaplar demişken… Kırıcı etap şartlarına karşı olmadığımı daima savundum yazılarımda şimdiye kadar. Sonuçta bir rallinin yapıldığı bölgenin coğrafi karakteri, kırıcı unsurlar içerebilir. Doğal şartların neden olduğu kabul edilebilir bir kırıcılık seviyesi, çok normaldir, hatta olmalıdır bir rallide bence. Ama artık ben isyan etmek istiyorum. Allaha bin şükür, bu yaşıma kadar Arjantin’den Katar’a, İsveç’ten Yunanistan’a kadar nerede ralli yapılıyorsa yerinde gördüm, nacizane gözlem yaptım, fikir yürüttüm kendimce. Ama bizim ülkemizdeki gibi kırma volkanik kaya dökülerek yol yapıldığını, bırakın ralli etaplarında, tarla yollarında bile görmedim yurtdışında. Sayın federasyon yetkilileri, sayın büyükler, abiler, ablalar, kardeşler, artık ne olur buna bir dur deyin. Bu yapılan yanlıştır, yazıktır, günahtır, yamyamlıktır bu yahu. Boğaziçi Rallisi için 23 km’lik harika bir etap bulunmuş, yapılmış. Nefis bir toprak zemini var. Bazı kavşaklarda yola kayalar sürüklense de, buna kimsenin bir itirazı yok. (En azından geçen sene Renato Travaglia itiraz etmemişti, biz de etmemeliyiz) Ama kırma taş dökülerek, hesapta ıslah edilmiş bir 5 km’lik bölüm var ki, arabanın çektiği acı, inanın ki bizlere nüksediyor içeride. Bu arabalara yazık değil mi? Neden yollara taş döküyoruz? 2010 yılında bu taşları Riva etabına döktüğümüz için bin bir küfür yemedik mi? Sonra süpürünce ele güne rezil olmadık mı? Daha hala bu taş işinde neden ısrar ediyoruz? 3 sene önce Ballıca etabının ucundan Oruçoğlu köyüne kadar taş döküldü. O güzelim toprak zeminin ırzına geçildi. Üzerinden bilmem kaç yarış, 3 tane kış geçti. Daha yeni kendine geldi o zavallı yol. Bu yapılan, yolu katletmektir. O 5 km’ye taş dökeceğinize, asfalt dökün, o bölümü asfalt geçelim. Veya baypas yolu var, o yolu kullananlım. Neden binlerce euroluk Super2000’leri, 4 çekerleri, veya neden zar zor satın alınmış bir Fiesta’yı, üç-beş kuruşa kiralanmış bir Palio’yu o taş havuzunun içinden geçiriyoruz? Zaten bizim coğrafyamızın toprağı yeterince kırıcı. Bir de suni bir kırıcı bölüm yaratmaya ne gerek var? Benim aklım almıyor, ben anlayamıyorum? Gerçekten anlayamıyorum…

Yarışta diğer ilgi çekici performanslara gelirsek, Murat ve Onur’un ilk 3’e oldukça yakın bir tempoda giderlerken, birkaç istikrarsız etap zamanı ve patlayan bir lastikle zaman kaybettiğini görüyoruz. Yağız’ın Rossetti ile çekişmesinden ötürü, takım emri ile yavaşlatılmış da olabilir Murat, bilemiyorum. Çünkü bana öyle geliyor ki, o tempoda devam edebilir, hatta daha iyisini de yapabilir. Fakat Ege Rallisi’ndeki kazadan sonra sanki birşeyler, Murat’ın el frenini çekmiş gibi. Bu arada kopilotu Onur’un sakat eliyle yarıştığını gördük, ve yarışın ardından ameliyat oldu tendonundan Onur. Genç kardeşimize geçmiş olsun diyorum. Ercan Abi, bu sezon bir tutuk sanki. Eskiden hiç çaktırmadan çok hızlı giderdi. Hele geçen sezon Evo 10 ile gösterdiği form, gerçekten takdire şayan idi. JM’in Skoda’sının eski spec olduğu malum, ama eski spec Ercan Abi, şimdikinden daha hızlıydı sanki… Bu yarışın en flaş pilotları önce Uğur, sonra Hakkı idi bence. Uğur için iki sene önce, Türkiye’nin en hızlı Grup N pilotu demiştim. Bu tezimi değiştiriyorum, bence Türkiye’nin şu an en hızlı 8 pilotundan biri Uğur. Uzun süre yarışmasa bile, otomobile bindiği gibi, gazlayıp gidebiliyor. Son lupa çıkarken, Hakkı ile neredeyse kafa kafaya idiler. Ama Özden’in de yarattığı fark ile yaptığı son lup atağı öldürücü oldu. Hakkı ve Hakan’ı da kutlamak gerek. Vurdukları kocaman kayaya rağmen, iyi yarıştılar ve finişe gelebildiler. Bu arada, Alpaslan Abi ve Sinan, kimseye çaktırmadan, ılık ılık Grup N şampiyonluğuna doğru gidiyorlar. Müthiş bir istikrar, ama aynı zamanda asla azımsanmayacak bir tempo ile yarışan Alpaslan Abi, Boğaziçi Rallisi’nden de böyle puanlar alırsa, işi çok kolaylaşacak.

Benzin pompası arızası ile bırakmak zorunda kaldığımız bu yarışta, yurtdışında olan ekibimizin yerine bize servis veren OMS ekibine ve Oğuz Bozkurt’a da buradan kocaman bir teşekkür etmek istiyorum. Oğuz Abi bize takımımızın yokluğunu hissettirmedi, Murat Hoca, Sabri Ünver ve Ufuk’un da katılımlarıyla bolca güldük, eğlendik servisimizde. Cumartesi akşamı eve kadar direksiyon sallamaya üşendim ve emekli direktör, çiçeği burnunda kopilot Vedat Bostancı ile aynı odada konaklama heyecanını yaşadım. Bu arada her ne kadar üstlerine çok gidilse de, yarış direktörü Aydın’ın ve direktör yardımcısı Cenap Abi’nin gerçekten insan üstü bir çaba gösterdiğine herkesin emin olmasını isterim. Ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını biliyorum. Tabii daha iyisini yapabileceğine inanan arkadaşlara İSOK kulübünün kapıları sonuna kadar açıktır. Yeter ki boş geyiği bırakıp, üretken ve aktif olalım…

Önümüzde zorlu Boğaziçi Rallisi var. Hanninen ve Basso’nun yarışıp yarışmayacakları meçhul. Bulgaristan’daki kazadan sonra, otomobil yetişirse, Abdulaziz de start alacak gibi görünüyor. Birkaç yabancı daha mutlaka gelecektir, ama Basso, Hanninen ve Al-Kuwari yarışırlarsa, ilk üçe biri veya ikisi girer diye düşünüyorum. Yarışın katsayısının yüksek olması, ama rekabet seviyesinin de ona göre yüksek olacağı gerçeği, Boğaziçi Rallisi’ni gerçekten çok enteresan bir hale getirecek. Özellikle, bu taş dökülen zeminlerde ve uzun etaplarda patlayacak lastikler, sonuçları alt üst edecektir. Bu yarışta sadece Luca Rossetti’nin hata yapma lüksü var. Diğerleri açıklarını kapatmaya bakacaklar. Çünkü daha sonraki Kocaeli Rallisi’nde zannediyorum ki, birincilik kürsüsünde bir Skoda olmaması için, Ford pilotları Allah ne verdiyse atak yapacaklardır. Kocaeli Rallisi’ne güçlü girmek için, Skoda pilotlarının Boğaziçi Rallisi’nde terlemeleri gerekecek.

Son olarak, SuperSport San Marino Grand Prix’sine birinci olan ve şampiyonada liderliğini sürdüren Kenan Sofuoğlu’nu bir kez daha tebrik ediyorum. Yolun açık olsun Kenan…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Aras Dinçer:Zeki Çevik ve Ahlaklı

12/11/2011 in Aras Dinçer

Ne güzel… Bu yazıyı yazmak için pazar akşamını beklemek zorundaydım, gerek kalmadı. Beklenen son, farklı bir şekilde geldi. Yazının içeriği biraz değişti, ama esas mevzu aynı kaldı…

Geride bıraktığımız 10 Kasım’da yine saygı ile andığımız Atatürk’ün, hedef gösterdiği üç sporcu meziyetini hepimiz biliriz. Peki sizce bu başlık kime ithaf edilmiş olabilir? Tabii ki Sebastien Loeb’den -ve tabii yıllardır sadece tek bir rallide (2003 Rally Of Turkey) hata yapan Daniel Elena’dan- bahsediyorum. Loeb’ün zeki ve çevik olduğunu biliyorduk zaten. Ama bu sezon ne kadar ahlaklı olduğunu da gördük. Şımarık büyük şehir çocuğu Ogier’nin ve kol kırılsa yen içinde kalan Citroen takımının itibarını iki paralık eden Olivier Quesnel’in tüm baltalama, saçmalama ve kurcalamalarına rağmen, Şampiyon sadece sustu. Bir köylü olduğu için veya büyük şehir çocuğuna ve koruyucusu olan patronuna laf yetiştiremeyeceği için susmadı. Ahlaklı olduğu için, takımına, tulumuna saygısı olduğu için sustu. Kendisine yakışanı yaptı ve gerekeni etaplarda söyledi. Sebastien Loeb zaten en başarılı idi. Kağıt üstünde en iyi O idi. Ama artık sadece en iyi değil. O artık, Colin McRae’in ve Henri Toivonen’in kurucusu oldukları, yönetim kurulunda Carlos Sainz’ın, Walter Rohrl’ün, Timo Salonen’in, Juha Kankkunen’in, Ari Vatanen’in, Tommi Makinen’in, Jean Ragnotti’nin bulundukları “efsane ralli pilotları” klübünün bir üyesi. İtirazı olan var mıdır ki?

Guy Frequelin, bugünlerde herhalde Olivier Quesnel’e bakıp bakıp, “bula bula sersemi mi bulduk dükkanın başına koyacak…” diye hayıflanıyordur muhtemelen… Çünkü Quesnel bu sezon yaptıkları ve söyledikleri ile, Sebastien Loeb markasının, Citroen markasının önüne geçmesini sağladı. Yeni yetme bir pilota “höt” demeyi beceremeyen Quesnel, Loeb’ü kahraman, temsil ettiği markayı da iki paralık yaptı şimdi. İyi de oldu. Loeb takdir ediliyor ama kahramanlaştırılmıyordu.

Ford cephesine bakarsak, yine hayalkırıklığından ibaret bir sezon geçirdiler. Ari Vatanen’den beri hala, Ford kullanan bir pilot, Dünya Ralli Şampiyonu olamadı. Bu acaip durumun, Ford firmasında ve sponsorlarında bir travma yaratmaması, ralli sporu adına bir şans. Hangi marka olsa, şimdiye kadar çoktan terkederdi sporu. Durum onu gösteriyor ki, 3 yıldır Mikko Hirvonen’e verilen destek ve birinci pilot muamelesi, önümüzdeki sene Jari Matti Latvala’ya gösterilecek. Patron Malcolm Wilson’ın beyanatları bunu işaret ediyor. Yine de Ford’un iki pilotunun yeteneğini, karakterini ve olgunluklarını toplasan, bir Loeb eder mi, bilmiyorum.

WRC’deki beklenen sonun aksine, IRC’de yine müthiş bir yarış, unutulmaz bir final ve beklenmeyen bir şampiyon vardı. Güney Kıbrıs’daki son duelloda karmaşık puan hesapları hepimizi merak içinde yarışa kilitledi. Ama tüm tahminlerin aksine, son iki yarıştaki müthiş atağı ve rakiplerinin hataları sayesinde Andreas Mikkelsen, kötü başladığı sezonu zirvede bitirmeyi başardı. Monte-Carlo’daki acemice kazadan sonra, Mikkelsen sanki başka bir pilot oldu. Gamsız, sadece gazlayan Mikkelsen gitti, kendini gelişirmeye yönelik, çok daha olgun bir pilotaja sahip bir Mikkelsen geldi. Son iki yarışa kadar en fazla şampiyonluk şansına sahip olan diğer Skoda pilotları Hanninen, Kopecky ve Loix, küçük hatalarıyla şanslarını kaybetseler de, bu kadar çekişmeli bir sezon izlettikleri için, takdiri hakediyorlar. Ancak, Avrupa ralli çevrelerine bakıldığında, ve göründüğü kadarı ile, en büyük takdir, bir Skoda pilotuna değil, Peugeot 207 Super2000 ile, Skoda’lara karşı neredeyse tek başına savaşan Thierry Neuville’e gidiyor. Geçtiğimiz sene Citroen C2 Super1600 ile JWRC’de dikkatleri çeken Neuville, bir dizi şanssızlık ile Aaron Burkart’a kaptırmıştı şampiyonluğu. Thierry Neuville’i bu sezon seyretmek ise, tam anlamıyla bir keyfe dönüştü. Bir kere, Korsika ve San Remo gibi, uzmanlık isteyen ve çaylakların asla kazanamadıkları iki yarışı kazandı. Hem asfaltta hem toprakta, hatta Monte Carlo’nun buzlu yollarında bile, saf süratten de, olgun pilotajdan da örnekler verdi. Ama Güney Kıbrıs Rallisi’ndeki Golden Stage sürüşü, Neuville’in doktora tezi oldu. Böyle bir tempo, böyle bir risk alış, ve 3 büyük kaza tehlikesine rağmen, hem ayağını gazdan çekmeyip, hem de konsantrasyonunu kaybetmemesi müthişti… Helikopter çekimlerinde Super2000 otomobillerin gaz, fren ve manevra anlarını çok net görebiliyorsunuz. Çünkü çok hassas süspansiyonları var, en ufak bir etkiye tepki veriyorlar. Neuville’in helikopter çekimlerini iyi analiz etmek gerek. Notunun da, otomobili hissedişinin de, kabiliyetinin de yaşıtlarına göre çok ileride olduğu kesin. Belçika’lı artık genç pilot değil, baba pilottur benim gözümde.

IRC’ye bakıyorum, WRC’ye göre çok daha dinamik, istekli ve cesur pilotlar var. WRC’de de genç pilotlar izliyoruz ama, IRC pilotlarının vizyonuna sahip değil gibiler. WRC’de sadece 3 fabrika takımının pilotları ile Petter Solberg heyecan veriyor. Biraz da Mads Ostberg umut verici. WRC kullanan gençlere bakıyorum, Kuipers’de, Markstein JR’da, Novikov’da şampiyon adayı potansiyeli yok. Son kullanma tarihi geçen Henning Solberg, Federico Villagra, Ken Block ve bir halt gidemeyen Mathew Wilson gibilerinin yerine, SWRC, PWRC ve IRC’de potansiyel gösteren Kruuda, Tanakk, Prokop, Mikkelsen, Sandell, Hanninen, Neuville, Andersson gibi isimleri tam sezon WRC arabalar ile görebilsek (Paddon olmaz)… Hatta maalesef unutulan Urmo Aava ve Chris Atkinson’ı da ekleyebiliriz bu listeye. Dikkat ettiyseniz, McRae ve Burns’ü yetiştiren Britanya’dan tek bir yükselen isim bile yok rallide. Barry Clark ve Harry Hunt dikkat çekiyorlar son yıllarda ama yukarıda saydığım listeye girebilecekler mi, göreceğiz zamanla.

Sezonun sonuna doğru gelen en güzel haber, Volkswagen’in Polo R WRC’yi iyice ayaklandırmış olması ve Petter Solberg ile anlaşma yapması oldu. Hem yeni ve farklı bir ülkeye ait bir üretici sahne alacak, hem de Petter Solberg hayranları, Norveç’li idollerini tekrar bir fabrika arabasında görebilecekler. 1.6 turbo şarjlı yeni motoruna henüz yeni kavuşan Polo R WRC, henüz hala biraz Fabia Super2000 durumunda. Aktarmayla ilgili geliştirme hala devam ediyor. Motorda da bazı geliştirmeler olacaktır. Carlos Sainz’in test görüntüleri umut verici. Ama tabii otomobilin gerçek potansiyelini etap zamanları ortaya çıkaracaktır. WRC için, dört üreticinin hala yetersiz olduğunu düşünüyorum. Şu anki 6 fabrika aracı koltuğundan sadece Kris Meeke’inki sallanıyor. Oysa ki, yukarıda saydığımız 10 pilot da, fabrika koltuğu şansını hakediyorlar. Mitsubishi, Subaru, Fiat, Renault gibi genlerinde ralli taşıyan markalar tez zamanda geri dönseler keşke…

Son olarak, geçen yazımda bir eşeklik ettim… Ruhu şad olsun, Marco Simoncelli’nin ölümüne değinmeyi unuttum. Sadece kabiliyetiyle değil, karakteriyle de Moto GP arenasına kendini genç yaşta kabul ettirmiş ve sevdirmişti bu gladyatör… Ölümüyle sonuçlanan kaza sonrası, sadece Moto GP değil, motorsporlarıyla ucundan bucağından ilgilenen herkes üzüldü, anısına büyük törenler düzenlendi. Bunlardan en etkileyicisi, Valencia Pistindeki yarış öncesi, efsane pilot Kevin Schwantz’ın liderliğiyle atılan tur idi. Schwantz, Marco’nun kaskını taktı, tulumunu giydi, O’nun motoruna bindi ve onlarca pilotu arkasına alıp, pistte bir tur yaptı. Simoncelli’nin ölümü, şüphesiz herkesi üzdü. Ancak anısı daima saygı ile konuşulacaktır. Super Sic, seni asla unutmayacağız…

Önümüzdeki hafta Hitit Rallisi’nde görüşmek üzere!

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Go to Top