Aras Dinçer:DUVAL’İN SESİ UZAKTAN HOŞ GELİYOR

Kategori : Aras Dinçer

Türkiye Şampiyonası’na kısa bir ara verildi, herkes tatile kaçtı. Ben de bugün, -ki bugün 30 Ağustos 2008’dir, Zafer Bayram’ı olur-, geçen hafta tadı damağımda kalan Saros tatilimin devamını yapmak için bu sabaha karşı yola çıkmayı umarken, işi gücü yetiştiremeyip, Maslak’daki iş yerime gelmek zorunda kaldım. “N’apalım, kısmet böyleymiş” deyip çalışırken, arada wrc.com’a göz atıp, gitgide acaipleşen taktiklerin uygulandığı Yeni Zellanda Rallisini takip ederken, Dünya Ralli Şamppiyonası’nın ne kadar sıkıcılaşmaya başladığını bir kez daha farkettim. Bu yüce hisse bir de, önümüzdeki hafta yapılacak olan Yeşil Bursa Rallisi öncesi, bu yazının yazıldığı sırada Eski Büyükdere Cadde’sinde  Fiesta’ların son ayarları nı  yapan Emre Yurdakul’un geçişleri de eklenince, insanın motorsporları aşkı derhal depreşiyor. Bu şartlar altında ben de, artık yarışamayıp ancak dışarıdan ahkam kesebilen biri olarak, madem Türkiye Şampiyonası’na ara verdik, biraz da WRC’den bahsedeyim istedim.

Çok inandığı ve umut vaadeden genç Finli pilotları ile yola devam etmeyi tercih eden Sir Malcolm Wilson, Marcus’unu kınalı mum ile arıyordur bugünlerde herhalde. Rallide Fin ekolünün hem yadsınamaz, hem de hayran olunası olduğu bir gerçek. Hatta bu sporu bizlere sevdiren Alen’ler, Salonen’ler, Mikkola’lar, Kankkunen’ler, Vatanen’ler, Makinen’ler olmuştur. Bu isimlerin ortak özellikleri ne? Hepsi 70’li, 80’li ve 90’lı yılların kahraman pilotları. 2000’li yıllarda şanlı Fin sancağını etaplarda dalgalandırabilen tek babayiğit, Marcus Gronholm idi. O da artık işi bıraktı, şu an Avrupa Ralli – Kros Şampiyonası’nda en kaşar rakiplerinin kulaklarını oynatıyor. Gronholm “Ben bırakıyorum” dediğinde, hala saygın bir şampiyondu. Geçen seneki Yeni Zellanda Rallisi’ni 0.3 saniye ile kazandığında, Gronholm “Tamam, yakın bitmiş olabilir, ama ne var yani, ralli yapıyoruz” deyip geçerken, Loeb etap sonlarında konuşurken heyecandan kekeliyordu. Acaba hatamıydı Gronholm’ü bu kadar erken bırakmak? En azından bir sene daha devam etmesi için ikna edilemezmiydi? Malcolm Wilson sanki biraz çabuk vazgeçti O’ndan. Gerçekten çok güvendi genç Finli’lerine, ve belki gençliğe yatırım yapmak adına, doğru olanı yaptı. Ama zamanlama sanki biraz yanlış oldu. Şimdi elde ne var? Biri gidemeyen, öteki duramayan iki Finli genç pilot. Ve üzerlerindeki baskıya bakın:
-“Sebastien Loeb’ü ve C4 WRC’sini geçeceksin bu sene”
-“Oldu…”

Gençliğe yatırım yapmak kadar güzel birşey olamaz. Bu açıdan Malcolm Wilson’ın yaptığını takdir etmemek elde değil. Ama “Kaptan” Gronholm, bir sene daha bu baskıyı taşısa, bir sene daha Fin ordusunun başında kalsaydı, belki bu kadar hazırlıksız yakalanmazdı Ford’un gençleri Loeb’e. Hele Almanya Rallisi’nde resmen işi dalgaya vurdu Loeb. Sonraki yarışlarda da kullanılacak olan kıymetli C4 motorunu yıpratmamak adına gücü azalttılar. Bu noktada bir başka ilginç olaya dikkat etmek lazım. Belki WRC çevrelerinde antipatik bir insan olarak algılanıyor olabilir, belki zamanında saçma hatalar yaptı ama Francois Duval denen adam, aylardır evde yatıp, alem yaptıktan sonra, Almanya’da Focus RS WRC’ye biniyor, kapıyı kapatıp Sebastien Loeb’ün peşine takılıyor ve en iyi Ford pilotu olabiliyor. Oradan Yeni Zellanda’ya uçuyor, 2 yıldır ilk kez WRC ile toprağa çıkıyor, 2. gün sonunda kelle koltukta giden suni lider Latvala’dan yediği fark, km’de 0.3 saniye. Adamın 7 aydır tek yaptığı, Grande Punto Super 2000 ile keyfe keder birkaç IRC yarışına girmek. Ya bu adamda kimsenin keşfedemediği olağan dışı bir yetenek var, yada artık WRC’de başarılı olmak bu kadar ucuzlamış. Veya her ikisi de?

WRC’de heyecanın tükendiği noktadır bu. İyi pilotlar (Markko Martin, Marcus Gronholm, Francois Duval) bir bir WRC’yi terkettiler, motorların gücü yarışın ortasında kısılıyor, yavaşlama taktikleri yapılıyor… Hepsini anlarım da, yavaşlama taktikleri işin tadını çok kaçırdı. Bunu çözümü çok basit, eski kurala geri dönülecek, ilk 15 otomobil tersten start alacaklar. Cuma günü de yine şampiyona klasmanına göre ters start verilecek, WRC takım kaydı olan pilotlardan en az puanı olan, en önce start alacak, ve puanı çok olana doğru böyle devam edecek start sırası. Herhalde 1 puanı bulunan P.G Andersson’un bu saatten sonra Dünya Şampiyonu olacak hali yok, önden start almaya kendisi bile itiraz etmez herhalde. FIA bu start kuralını neden artık uygulamıyor bilmiyorum, ama 2009’dan itibaren yine bu kurala geri dönülecek sanırım. Dönülmezse durum ortada…

Asfaltta ise durum daha da vahim. Doğru lastik ve süspansiyon ayarını her zaman bir şekilde mükemmel yakalayabilen Citroen Takımı’nın elinde, Dünya’nın iki yenilmez pilotu var: Loeb ve Sordo. Bu ikiliye karşı Ford’un yapabileceği sadece iki şey var: İlki yağmur duasına çıkmak, ikincisi Duval’i tekrar kazanmak. Ki Korsika ve Katalunya Rallileri için Ford doğru hamleyi yaptı ve Markalar Şampiyonası için Latvala’nın yerine Duval’i nomine etti. Bu hamley yapmasalardı, Citroen, şampiyonayı kolayca kazanacaktı, şimdi herşey ortada. Pilotlar Şampiyonası’nda ise bence Loeb’ü artık sadece mekanik sorunlar durdurabilir ki, C4 WRC sağlamlık konusunda Xsara WRC’yi bile gölgede bıraktı.

Otomobillerden bahsetmişken, Toyota ve Mitsubishi’nin WRC sahnesinden çekilmesinden sonra, elinde Japon bayrağıyla tek başına kalan Subaru ve O’nlara eşlik etmeye çalışan Suzuki’de hala gözle görülür bir gelişme yok maalesef. Problem makinası SX4 WRC’yi normal etaplarda tamir etmekten, yarışmaya konsantre olamayan Gardemeister ve P.G Andersson’a yazık oluyor. Grup N/4 veya Super 2000 homologasyonu olmayan bir otomobilden, küt diye WRC yaratmak kabiliyeti, Fransız’lara özgü. Çünkü N/4 homologasyonu olan otomobilin alt yapısı, ralliye uygun tasarlanıyor, parçası, dizaynı ona göre yapılıyor daha en baştan. SX4 alt yapı olarak, kafaya oynayacak bir otomobil görüntüsü çizmiyor. Bİr başka problem makinası olan, eski S12 Impreza’dan kurtulan Subaru, şimdilik dayanıklılık sorunlarını yeni S14 Impreza ile çözmüş görünüyor. Ama sorun şu ki, David Richards’ın ısrarla “Acropol ve Türkiye’de oyunu güvenli oynadık, Finlandiya’dan itibaren hızlanıyoruz” demesine rağmen, yeni Impreza Focus RS WRC ve C4 WRC’nin nallarını topluyor. Solberg Acropol’de ikinci olurken, rakiplerin kırılmasından faydalandı. Atkinson ise Finlandiya’da üçüncü oldu ama, birinci ile arası tam 3 dakika. Yani temiz ve hızlı parkurda, Subaru hala çok yavaş kalıyor. Hele ki asfaltta, Subaru’ların zamanlarını alan yok. Prodrive bu otomobilleri kime nasıl satacak acaba!

WRC’de heyecan durumları ne kadar vahimse, PWRC’de de bir o kadar neşeli. Türkiye Rallisi yazımda da söylediğim gibi, PWRC’deki gerçek ralli ruhu, WRC’de yok. Adamlar ellerindeki kısıtlı bütçeyi en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyorlar. 10 numara otomobil hazırlıyorlar. Hem hazırlıkta, hem de yarış sırasında ellerinden gelenin en iyisi neyse, yapmaya çalışıyorlar. Otomobilini gemiyle veya uçakla yollamaya bütçesi yetmeyenler, Yeni Zellanda’dan otomobil kiralayıp, öyle yarışıyorlar. Zamanında Team Atakan bile böyle yapmıştı, bu ayıp birşey değil, mücadele etmek istiyor adamlar. Motor home’ların içine kapanıp, kozmonot gibi yaşamıyorlar. 1 kamyon, 1 çadır ve 5 servis elemanları var, hepsi bu. Yeni Zellanda’da ilk gün sonunda lider Baldacci ile ikinci Prokop arasındaki fark bir ara 1.9 saniye iken, 17 yaşındaki Novikov, şanzımanı kırılana kadar ikinciliğe kadar çıkmışken, bütün bu olup bitenleri etap etap, split split takip etmek çok zevkli. Ne yazık ki, Baldacci de Novikov gibi şanzımandan kaldı. Yoksa bu üçlü arasındaki kompetisyon müthişdi. Novikov’dan etkilenmemek mümkün değil. Daha 17 yaşında ve PWRC’de liderliğe oynayabiliyor. Gerçekten hızlı pilotlar var PWRC’de, Hanninen, Aigner, Novikov, Prokop, Ketomaa, Sousa, Sandell. Keşke bunlardan birini veya birkaçını, Mathew Wilson, Conrad Rautenbach veya Al-Qassimi gibi kontörlü yarışan pilotların yerinde görebilsek. Bence WRC’nin geleceği, yukarıda ismini saydığım PWRC pilotları ile, Urmo Aava, Andreas Mikkelsen, P.G Andersson gibi isimlerde saklı. İlk JWRC sezonunda harikalar yaratan ve büyük ihtimalle şampiyon olacak olan Sebastien Ogier’i de unutmamak lazım. Bu pilotların tek eksiği tecrübe. Yoksa şu an M2 veya özel takımlarda daha iyi şartlarda yarışan pek çok pilottan çok daha fazla saf hıza sahipler. Onlar da, bugün Latvala’nın ve Hirvonen’in yaşadıklarını yaşayıp, bir fabrika otomobilinde oturmayı hak edecekler çok yakında.

Umarım Latvala ve Hirvonen, seneye çok daha güçlü çıkarlar Loeb’ün ve Citroen’in karşısına. Umarım Dani Sordo da artık onlara katılır. Umarım Duval, Galli gibi kaybedilmemesi gereken pilotlar daha fazla test ve yarış imkanı bulurlar. Umarım artık Subaru da birşeyler yapar da, özlenen Solberg ve beklenen Atkinson patlamaları gerçekleşir. Ve umarım gerek JWRC’de, gerek PWRC’de, gerekse kendi imkanlarıyla WRC otomobiller ile yarışan yukarıda bahsettiğimiz pilotlar 2009’da hak ettikleri yerlerde olurlar da, heyecandan kalbimizin duracağı bir 2009 sezonu izleriz.

Ek Bülten:
Almanya Rallisi’nde büyük bir kaza atlatan Koray’a ve özellikle Levent’e büyük geçmiş olsun. Umarım Levent bir an önce iyileşir ve tekrar etaplara geri döner.

Bir Cevap Yazın