Aras Dinçer: YAŞASIN TIRMANMA!!

Kategori : Aras Dinçer/Türkiye Tırmanma Şampiyonası

Tee Ree Şee’den sonra artık tırmanmalara da laf atmaya başladım !  Bu sezon zaten Tee Ree Şee orta şekerli, kimsenin yüzü gülmüyor, neşe yok, coşku yok. Dedim ki, bu sezon tırmanmalara ağırlık verelim, değişiklik olsun. Zaten geçen seneden beri camiamızın sefa düşkünü karakterleri, tırmanmalara yoğun ilgi göstermeye başlamıştı. 2009’da “Az bütçe bol alkol, sünger gibi içiyoruz, hayvan gibi gazlıyoruz” sloganı ile hayata geçirilen tırmanma projeleri ucuca eklendi ve, ortaya geçen sezondan bile keyifli bir ortam çıktı!! Dışarıdan heyecansız gibi görünse de, tırmanmalar bu sene ralliden daha fazla keyif veriyor. Yarış merkezleri, ralliler gibi keşmekeşli şehir merkezlerinde değil, plajlı tatil yörelerinde veya yeşilliği bol otellerde. Deniz kenarı yarışlara teknesiyle gelip, iskelede takılıp, hem güneşlenip hem yarışanlar var. Kimileri çoluk çombalak, kimileri eş dost sevgilisi ile boy gösteriyor servis alanlarında. Motor yağlarının yerini güneş yağları, kaynak, kriko, alyen takımı gibi ekipmanların yerini babetler, güneş gözlükleri, şezlonglar almışken, kim gider ralli seyreder ya……  Servis alanlarında gösterişli takım tırları ve catering çadırları yok ama bol viski var, 9 tane evo 9 yok ama Maxi Megane var. Acropol gibi kırıcı etaplar yok, ölümsüz Bozhane var. Öğül Abi, Ümit Kemal gibi arabasını seven, okşayan, düzenli olarak pasta cilasını yapanlar için ideal. 80bin euro verip satın aldığın Mitsubishi’yi çamurun içine atmıyorsun, asfalt güzel, rakı-çöp şiş güzel….

Antalya’yı kaçırdım gerçi ama, Kartepe’de, hem güneşin hem yağmurun tadını çıkardık, bol muhabbet ettik, seyir kadromuz güzeldi. Hakan Gürel ve eşi Havva, taze motorcu Erman Akgün, Ahmet Deniz Azmak ve ismini hatırlayamadığım arkadaşı ile, arkadaşının sevimli köpeği Muharrem, rallymouse Gökhan Saraçoğlu, Teknik Direktör Osman Tüter, İtalyan takılmaya çalışan Ünal Tezel, parkurdaki eşini destekleyen Gürcan Ürkmez, vesaire vesaire. Hakan Kargın’ın elinden Barkın’ın birinciliği kapıp kaçışını, Cem Acar’ın Megane’ı gürletmesini, Williams izlenimli ama 1.8 motorlu  Clio’su ile Tayfun Apuhan’ı (Williams motoru yetişmemişmiş), Öğül Abi’nin son çıkışta mekanikerlerinin yaptığı hava tahmini sonucu slicklerle tırmanışını bayıla bayıla izledik. Doktor Tunc’un Honda ile nihayet barıştığını gördük. Özen, Renault 19’un önce burnunu sonra şanzımanını kırdı, daha iyisini temenni ediyoruz kendisi için. Tolga, Evo ile gösterdiği performansı rallilere taşımayı planlamaktaymış. Geçen seneki Yeşil Bursa tarifesini tekrar uygulayabilecek mi bakalım.. Keyifli bir gün geçirdik velhasıl. Bu haftasonu İsabeyli’de olabilmeyi hayal ediyorum, bakalım… Yarış için çok güzel bir afiş hazırlatan EOSK, aynı başarıyı organizasyonda da gösterecektir eminim.

IRC’nin 3. ayağı Rally Azores vardı  2 hafta önce. E.Sport’ta Yiğit Top marifeti ile edindiğimiz izlenimlere göre, Fiat Abarth maalesef hala alçak sürünme halinde. Alen’in ve Basso’nun yarış boyunca bir tane best-time’ı yok. Bu müthiş performansın üstüne Junior Alen son etapta spin atıp yolu tıkadı, etabın iptaline neden oldu. İtalyanlar bu otomobil ve bu pilotlarla nereye varmaya çalışıyorlar bilmiyorum. Grande Punto Super 2000’in de pilot kadrosunun da yetersiz kaldığı çok açık. Ki bunu söyleyen ben, ne kadar fanatik bir Fiat taraftarıyım bilirsiniz. 3 senedir kimseyi geçemeyen ve herkesin ayağını gazdan çektiği etaplarda 40 yılda bir best time yapan Anton Alen’den vazgeçilmeli. Yerine P.G Andersson, Guy Wilks gibi yine genç ama hem hızlı hem de tecrübeli adamlar alınabilir. Yok eğer, illaki Fin mi olacak, hala çok hızlı olan Gardemeister olabilir… Ya da takımın 1. pilotu illaki italyan mı olacak, Gigi Galli olmalı bu adam. Eğer ortada “Ölsek de kalsak da bir Fin, bir de İtalyan yarıştırıacağız” diye bir konsept varsa, önce iki tane kazanabilecek pilot bulunur, kafaya gidecek iki fabrika otomobili bu adamlara verilir. Ondan sonra eğer keyfe keder genç pilot yetiştirme gibi bir hayal kurulursa, 3. bir otomobil sokulur, o otomobil okul olur, o çocuk orada okur. Onca emek ve paraya yazık oluyor, bütün takım Basso uykusunu alacak, kahvaltısını güzel yapacak, canı isteyecek de gidecek diye çadırda bekliyor… Eşek ölecek de, yüzü gülecek de… Bunların yerlerine Galli ile Gardemeister’e, 3. genç pilot olarak Bettega veya Prokop veya -KEŞKE OLABİLSE- Yağız ile mikro kopilotu “Tamuray” Ersan’ın katıldığını düşünsenize… Alternatif çok, ama Anton Alen’de neden bu kadar ısrar ediliyor anlamıyorum. Babasının oğlu olmadığı ortada işte, her yarış kaza… Fabrika Abarth’larının durumlarına bakıyorum, 8 etap sonunda Alen dakikalık, Basso 1.5 dakikalık olmuş. Bir İtalyansever olarak her yarış aynı tabloyu görmek biraz sıkıcı ve üzücü olmaya başladı. Ya Peugeot’larda hala çözülemeyen bir sır var, yada bu pilotlarla bu iş olmuyor? Skoda Motorpsort ise gitgide daha fazla keyif verir hale geldi. Octavia WRC zamanındaki hantallık gitmiş, çok agresifler. Ellerinde biri çok giden, diğeri de çok istikrarlı iki pilot var. Bu kez Kopecky sonuca gitti. Hanninen, ilk lupta Meeke ayarında gidebilen tek pilottu. Belki de biraz erken risk aldı, daha 4. etapta uçtu. “Uçana kadar çok gitti” edebiyatına girmek istemiyorum ama, 230 km’yi vukuatsız tamamlayabilse, Meeke’i geçebilecek tek adam Hanninen idi. Bu Fin, kendindeki potansiyeli daha iyi idare edebilirse, kovalayan değil, kaçan durumuna geçecek ve hayat onun için daha kolay olacak. Fabia super 2000 de bunu yapabilecek bir araç. Ekibin gücü ortada, ralli kültürüyle yoğurulmuş, çok organize ve çok tecrübeli bir ekip Skoda. Hep beraber biraz daha istikrar yakalarlarsa, Peugeot’lara daha büyük bela olacaklardır. Mesela Kopecky. . . Gidebileceğinin en fazlasını gitmediğini düşünüyorum. Ama güvenli gidebileceği ve zirveye çok yakın kalabileceği en hızlı tempoyu buldu ve o şekilde devam etti. Peugeot Beluxler hata yapınca hemen yaptı piştiyi, 2.liği kaptı. Kris Meeke bu sezon formda. Opel ve Citroen ile yarıştığı dönemlerde, senelerce hocası McRae gibi uçak kazası yaptı. Bu sezona yine hızlı ama yine kaza ile başladı.. Monte Carlo’da çok iyi giderken pert ettiği 207’nin yerine, Kronos yeni bir 207 verdi O’na. -Ne kadar money, o kadar rally- Bu otomobil herhalde uğurlu geldi, 2 yarıştır aynı otomobile biniyor ve kazanıyor Meeke. Sürüşü çok daha rafine olmuş. Meeke başı çekerken, ona çok yakın gidebilen sadece Hanninen vardı. Fin uçunca, bu kez Vouilloz takılmaya kalktı peşine ama Meeke yaklaştırmadı hiç, mükemmel yönetti yarışı. IRC’de heyecan gitgide artıyor, 90’lı yılların Dünya Ralli Şampiyonası’nı andırmaya başladı…

Şimdilik bu kadar. “Ege rallisi yok mu?” diye soranlar olabilir, onu da İsabeyli Tırmanma’dan sonra bir ara konuşuruz…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Bir Cevap Yazın

Son Haberleri :

Yukarı Git
%d blogcu bunu beğendi: