Aras Dinçer: Yarıladık koca sezonu…

in Aras Dinçer

90’lı yıllarda Türkiye Ralli Şampiyonası 8 yarış üzerinden yapılıyordu. Şimdi ise kala kala 6 yarışa kaldık. Antalya’daki rallimizi FIA nadasa bıraktı, İstanbul’un 4 rallisinden 2’si kaldı, bir ara Urfa’da yarışıyorduk, o da nedense yok artık. Sezonu yarıladık işte daha haziran bitmeden.

WRC sezonu da bizim gibi yaz tatiline girdi. Yabancı sitelere bakıyorum da, hepsinde yarı sezon özeti türü değerlendirmeler var. Dedim ki, onların rally-live’ı, wrc.com’u varsa, bizim de rallidergisi.com’umuz var, bizim neyimiz eksik! İşin şakası bir yana, dünya çapında değilse de, Çağlar ve Sait bu siteyi daha iyi hale getirmek için yırtınıyorlar. Beraber düşündük, rallidergisi.com’da da bir yarı sezon değerlendirmesi olmalı dedik. “Sen yine oku bir hariçten gazel” dediler, bana da yazmak düştü…

Gündemde yine yıllardır bitmeyen o aynı yorum var. “Arabası iyi olan kazanıyor”. Peki, bu arabaları TOSFED bedava dağıtıyor da bizim mi haberimiz yok? Spora yatırım bu kadar azalmışken, binlerce pound harcayıp bu arabaları çamurun içine atanlar deli mi? Kabul ediyorum, eski sezonların keyfi yok, eskiden çok daha keyfe keder yapılıyordu bu iş çünkü. Şimdi ise “spor”u bırakıp, “sektör” olmaya gidiyor Türkiye’de motor sporları. Kendi adıma konuşayım, 10 yıl önce Renault fabrika takımı Maxi Megane’ı Türkiye Rallisi’ne soktuğu günden beri bana en çok heyecan veren otomobiller Atölye Kazaz’ın Subaru Impreza S10 ve S11’i idi. Kim kullanırsa kullansın, isterse 40’la gitsin, hayatımın bir dönemini her gün birlikte geçirdiğim bu otomobille bir virajda burun buruna gelmek ve gidişini izlemek bile, herhangi bir ralli sever olarak bana keyif veriyordu. Nasıl ki, Nejat Avcı’nın Megane’ı, İskender Atakan’ın son versiyon Lancia Integrale’si veriyorduysa… Kullananlar Miki Biasion, Philippe Bugalski ya da Petter Solberg değildi ama onların birer parçasını taşıyan bu otomobilleri dünya gözüyle gürlerken izlemek çok güzel. Keza, yedek parçaları hariç toplam yarım milyon pound değerindeki 3 Focus WRC’yi garajında tutan Teknik Motorspor, Türk plakalı Mitsubishi’leri ile Delta Sport, Kerem Üstünkaya’nın önderliğinde genişleyen ve 4 araba ile yarışan Parkur Sport, gerek yarış aracı, gerekse destek araçları ile servis alanında boy gösteren ST Racing, TOK Sport gibi zaten sayılı olan takımların pilotlarını ve icraatlarını takma isimler ile yerden yere vurmadan önce, aynı sözleri muhataplarıyla sohbet ortamında da sarfedip edemeyeceğimizi tartmak gerek. Biliyorum ki, ölçülü bir üslupla yapılan her eleştiriye de bu takımların yetkilileri sonuna kadar açıklar. Bu takımların varlığı önemli. Çünkü maalesef sporun karşısına dikilen sabit giderler amatörlerin belini büktü, aracını “home made” hazırlayanların sayısı artık iki elin parmaklarını geçmiyor.

Bu seyir fırsatını Türkiye’ye sunan takımların tek bir desteğe ihtiyacı var. Seyreden gözlere. Bu yazı gibi internetten gazel okuyanlara değil. Burada kastettiğim sadece kavgası çok verilen WRC otomobiller değil. Dün WRC’ye binip bugün inenler de, dün Grup N’le WRC’leri zorlayıp bugün WRC’ye oturanlar da, artık parkurlarda göremediğimiz Citroen, Fiat, Opel, Renault, Subaru fabrika takımları adına direksiyon sallamış olan pilotlar da, seyirci gördüğünde virajı biraz daha kayarak dönen ve dönerken gülümseyen insanlardır. Bu bağlamda, kendi aracıyla yarışan bir amatörden farkları yoktur yani…

Üstelik her zaman en iyi otomobille ya da daha fazla sayıda araçla yarışanların kazanmadığını 2003, 2005 ve 2006 sezonlarında gördük. Düşeş her zaman zar tutularak atılmıyor, bazen bilek gerek. Palio Super 1600’lerle Volkan Işık’ın pilotlar, Fiat’ın markalar şampiyonluğunu aldığı, Ercan Kazaz’ın tek otomobil ile Super 1600 birincisi olduğu unutulmamalı. Geçen seneki pilotlar şampiyonluğunu kazanması hafife alınmayacak ama benim beklediğim bir durumdu. Fakat Subaru’nun Hakan Dinç ve Hasan Özseyhan’ın da katkılarıyla markalar şampiyonu olmasına ne demeli? Motor sporlarında sadece iyi bir otomobille kupanın çantada keklik olmadığının en iyi örneğini 11 yıl önce hepimizin büyüğü Oğuz Gürsel vermişti. Kulakları çınlasın, Ralli Kros Finaline İskender Atakan’ın Lancia’sı ile katılan hepimizin çok sevdiği Oğuz Amca’mızı yolda bırakmıştı muhteşem Lancia. Bir sene sonra finale bu kez emektar Sierra Cosworth ile girdi Oğuz Gürsel. Start sonrası rakipleri kendi aralarında bir kaza yaptılar. Burak Sohtorik bir yana, Cem Hakko bir yana uçarken, Oğuz Amca elinden geldiği kadar hızlı kullanıp, 68 yaşında Türkiye Şampiyonu oldu, bu da herkese örnek oldu. Artık herkes cıvatasını sıkarken bile iki kez düşünüyor. Hakan Dinç’in mekanikeri “Nasıl olsa WRC’miz var, araba kırılsa da pilot bir şekilde bu yarışı kazanır” diye işini hafife almıyor, Super 1600’ler toprakta Grup N’leri, Grup N’ler asfaltta Super 1600’leri geçsin diye testler yapılıyor, ayarlar deneniyor, hatta fabrikalarımız lastik üretiyor!

Özetle, kimsenin takımların eforlarını küçümsemeye hakkı yok.

Yarı sezon özeti dedim, laf nereye geldi… Zaten bu satırlarda yazan her şeye inanmayın, baksanıza, Ercan Kazaz’a “aslan marka” yeni otomobil gelecek dedik, “Süper” olacak dedik, Grup N çıktı, Fatih yarışacak dedik, yarışa bile gelmedi Fatih. (Geldi de ben mi görmedim?) Bu arada Ercan Ağabey yazıyı okuduğunda şakayla karışık kendisine taktik verilmiş gibi hissettiğini belirtmiş, hâşâ, kendisine taktik vermek benim haddim değil. Taktik üstadı Ercan Ağabey’in aklındakileri tahmin etmek çok zordur ama elimden geleni yapacağım ben yine de.

Başlığıyla aynı konulu bir başka yazıda buluşmak dileğiyle.

Hatalıysam lütfen: arasdincer@rallidergisi.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın