Aras Dinçer : Yağız Bu Ülkeden Gitsin

Kategori : Aras Dinçer

Gitsin ve artık IRC’de yarışsın lütfen. Çünkü Türkiye’de bu sporu yapan kimsenin bir yere varamayacağı malum… 3 sene sonra 30 yaşında olacak Yağız. Ve kariyerinin en iyi, en hızlı, en tecrübeli 10 yılı başlayacak. Bu 3 seneyi IRC’de şampiyonluk tecrübesi depolamak için kullanıp, 30’uncu yaşında bize şampiyonluğu getirse…

“Ford Otosan Türkiye” adı altında bunu başarsa, Gölcük fabrikasında kim memnun olmaz, Yağız için hangimiz sevinmez, yanında da Bahadır Gücenmez… Şu an Ford ile IRC’de şampiyon olabilecek kimse yokken, M-Sport da bu kampanyaya destek vermez mi?

Serdar Abi bizden daha iyi bilir tabii bu soruların cevaplarını, biz gelelim yarışın hikayesine. 3 günlük yarışın en zor günü Perşembe idi. Perşembe etap yoktu ama resmi antrenman kimileri için 11 saatten fazla sürdü. Geçen seneden yol notu olanlar bile, perşembeyi atlattıktan sonra derin bir oh çektiler. Bir de 11 saatlik tek gün antrenmanla yetinmeyen kaçakçılar vardı. Biz Türkler olarak kaçak antrenmana alışkınız ama öyle ayyuka çıkmış ki artık Türkiye’deki kaçak antrenman olgusu, Çarşamba günü pes artık dedim… Neden mi dedim, Luca Betti’yi Maslak Sanayinin meşhur “Subaru’cu Doğan Usta”sında, kaçak antrenmanda kullandığı Evo X’un kaplamasını ikiye bölmüş, tamir ettirirken görseniz, siz ne derdiniz?
A- Hayal görüyorum heralde, güneş çarptı?
B- Hayal görüyorum heralde, çok mu yedim bu öğlen?
C- Ulan bu Luca Betti, bu da Doğan Usta, n’oluyo yaa?
D- Ciao Luca, che fai qui???

Betti’yi orada bıraktıktan sonra, yarışın en zor safhalarından birine geldik: Dokümantasyon. Ege Rallisi’nde dokümantasyon için, İzmir Sanayi sitelerinin en ücra köşelerine gittikten sonra, maalesef bu yarışın dokümantasyonu için de, taa Sabiha Gökçen’deki yarış merkezine gitmek zorunda kaldık. Üstelik iş çıkışı saatinde trafik çilesinin içinde. Dokümantasyonu Kavacık’da yapabilirdik, herkes için çok kolay olurdu. Lütfen sonraki yarışlarda klüplerimiz bu dokümantasyon işine bir çare bulsunlar. Tamam ralli meşakkatli bir spor ama, bu boş yere eziyet oluyor artık. Eleştirilere devam edelim… Ballıca etabının 6 km’sine taş döküldü. Bravo, kim yaptıysa, eline sağlık, tebrik koyuyorum. Ne yapmaya çalışıyoruz? Amaç nedir? Geçen sene bu taşlar WRC öncesi Riva ve Bozhane etaplarına döküldü. Türk milleti olarak, WRC pilotlarından yemediğimiz küfür kaldı mı? Bu taşlar antrenman sonrası alelacele süpürülmedi mi? Süpürken grayderciler virajların karakterlerini değiştirmedi mi, yarış sırasında yol notuyla ilgisi olmayan bir sürü virajla karşılaşmadık mı? WRC tarihinde görülmemiş ve görülemeyecek bir skandala yol açılmadı mı? Ortada böyle bir durum varken, neden ders alınmıyor da, bu taşlar hala yollara dökülüyor? Bu otomobiller gavur malı değil, yazık değil mi aldıkları hasara, kırılan onca parçaya, patlayan lastiklere, verdiğimiz emeklere? Ballıca’da kaç kişinin lastikleri patladı, dingilleri eğildi, kaplamaları paramparça oldu, kaşıkla topladıkları saniyeleri kepçeyle dakika olarak verdiler… Bir yarışın kaderiyle bu kadar oynanmamalı, sabreden, akıllı yarışan, Ballıca’ya kadar klasmanda kendine iyi yer bulmayı başaran ve yarışı iyi yerde bitirmeyi hak eden birçok kişi, o taşlar yüzünden sıralamadaki yerlerini ve puanlarını kaybetti. Rallilerin kırıcı olabileceği gerçeğini en başından beri savunanlardan biriyim. Ama bu kırıcı zemin filan değildi. Bu, güzelim toprak zemine sahip etabın, katledilmesinden başka bir şey değil. Çok yazık…

Velhasıl, lastik seçiminin çok zor olduğu bir yarış geçirdik. Bir tarafta daha dayanıklı ama hiç tutunmayan sert Pirelli’ler, bir tarafta çok daha iyi tutunan ama o kadar da dayanıklı olmayan BF’ler, Pirelli’lerin bizi satıp çatır çatır patlamaları, ama tutunmaz dediğimiz sert Pirelli’nin, tutunmasına çok güvendiğimiz BF ile aynı randımanı vermesi, testte iki tane patlattığımız lastiği yarışta takan kimsenin patlatmamış olması, okurken bile kafanız karıştı değil mi…? Buna bir de Ercan Abi’nin bu yarış bana sarması ve her etaptan önce en az beş defa “Aras ne takıcaz?” diye sormasını eklerseniz, şahsen akli dengeyi korumakta zorlandığımı söyleyebilirim.

Bunun dışında Ulupelit’in asfalt geçişine kadar olan kısmına dökülen malzeme ise, etabın bu kısmını buz zeminden farksız hale getirmiş. Olağanüstü kaygandı yol. Bunların dışında etapların her metresi inanılmaz keyifliydi her zamanki gibi. Ballıca’nın 6 km’si ne kadar kötüyse, yeni etap da bir o kadar güzeldi. Servis alanını Pendik’ten kaldırarak, halkın önünden alan Tosfed, özel etabı halkın önüne getirmeyi başarmış. Etabın bir kısmı anayoldan geçiyordu, bu çok akıllıca bir hareket oldu. Bu parkur artık klasikleşti, tüm yabancı pilotlar seviyorlar bu etapları. Hatta Deniz-Mudarlı-Ulupelit gibi dar etaplar bile o kadar keyifliydi ki, gazlarken havaya girip kontrolü kaybetmek bile çok eğlenceliydi.

İlk günü Travaglia lider bitirdi ama Yağız, Renato’nun ve diğer yakın rakibi Oleksowicz’in fazla uzaklaşmasına izin vermedi. Gün sonunda neticelere baktığımızda, Murat’ın Burak ile aynı  gittiğini görüp, “dest dur” dedik. İlk gün müthiş bir toz problemi oldu. Ancak problemi tatsız kılan, bazı arkadaşlara start öncesi fazladan bir dakika ikram edilirken, bazı arkadaşlara ise verilmedi o birer dakika. Bu çok büyük bir çifte standart, en basit terimiyle de “ayıp” oldu.

Yarışın ikinci gününe Yağız müthiş bir atak ile başladı ve hem Oleksowicz’i, hem de Travaglia’yı bileğinin hakkıyla geçti. Ancak Ulupelit’in ikinci geçilişinde, bir muamma olay yaşandı. Öncü otomobillerin “görmediklerini” ifade ettikleri kocaman bir kaya, etaba çıkan ilk otomobil olan Renato Travaglia’nın Fiesta Super2000’ine ağır hasar verdi. 1989 yılında, Tommi Makkinen’in Lancia’sının önüne kaya koyarak, lider götürdüğü yarışı bırakmasına sebep olmuş bir ulus olarak, ilk bakışta bu olay oldukça mide bulandırıcı olsa da, bazı doneler de olayda kasıt olmadığına işaret eder nitelikte. Öncelikle eğer bu taşı birisi oraya koyduysa, ve kastı sadece Travaglia’ya olsaydı, Fiesta geçtikten sonra taşı yoldan alırdı. Ancak Travaglia’nın çarptığı taşı yolda gören başka pilotlar var. Bir diğer done, etabın o bölümünde gerçekten yola çok büyük taşlar sürüklenebiliyor. Eğer etabın ilk geçişi olsaydı, taş kasten konmuş diyebilirdik, ancak olay ikinci geçişte olmuş. Zaten iki ihtimal var, ya bu taş yola arabalar tarafından sürüklendi, ya da birisi tarafından kondu. Bu birisi ralliden nefret eden civar köylülerden biri de olabilir, başka amaçlı biri de… Her ihtimalde Travaglia’ya çok yazık oldu. Çünkü son anda yetiştirebildi otomobilini, bu yarışa katılmak için çok emek verdiğini biliyorum. Dahası, Yağız ile çekiştiği sırada regrouping girişinde hem Yağız’ın hem de Bahadır’ın elini sıktı, kendisi de, copilotu Granai de, çok centilmen adamlar. Zaten O’nların bu şekilde yarış dışı kalmasına en çok Yağız ve Bahadır üzüldüler, çünkü çekişerek kazanmaları çok daha anlamlı olacaktı. Sonuçta, bu yarış ERC’nin 20 katsayı yarışlarından biri olduğu 2000 yılında beri, ilk defa bir Türk tarafından kazanıldı. Yağız’ın dışında, Murat, Uğur ve verdiği uzun araya rağmen Mustafa Söylemez, dikkat çektiler tempoları ile. Özellikle Murat, bir kere daha şaşırttı herkesi. Clio R3’ü ile Todor Slavov, Fiesta ile Tezcan Dalfidan ve Palio’su ile hayatının ilk yarışına katılan Murat Pekdemir’in aldıkları sonuçlar da takdire şayan.

Bunların dışında aklımda kalanlar, Burak Büyükpınar’ın talihsizce yolda kalması idi. Burak ilk gün regroupingde Yusuf’dan, Hızır’dan filan bahsediyordu ama zamanlarına bakarsak, kendini toplarmaya ve Evo 9’a alışmaya başlamış. Evo 9’a alışmaya çalışan bir başka isim ise Hakan Kargın’dı. Tibet gücünü yanına alan Kargın, arabası daha iyi hale geldikçe, yukarı tırmanacaktır. Zeka testi Hallı’da yine bazı arkadaşlar sınıfta kaldı. Hatta bazıları geçen sene bütünlemeye kalmışlardı, bu sene yine çaktılar…

Biz ilk günün ilk lupundaki,ayar bocalamasından sonra, 2. luptan itibaren doğru set up’ı bulduk. İlk günün son etabından itibaren, Evo X ile daha sıkı fıkı olduk, etap zamanlarımız daha bir adam oldu. Ama son gün patlattığımız üç lastik, sağolsunlar bize genel klasmanda iki sıraya mal oldu. Pirelli markasına buradan saygı ve sevgilerimi yolluyorum bir kez daha. Bayanlar kupasını Serpil Pak aldı.

Biz Ballıca’nın taşlarının üzerinde sörf yaparken, Yalta’nın uygarlık standartlarındaki yollarında da IRC mücadelesi vardı. Sezonun flaş ismi Thierry Neuville, birkaç spin ve patlayan lastikten sonra, 6. olabildi. Gitgide rakipleriyle arayı açan Hanninen, bir başka asfalt zaferine imza atarken, IRC puan durumu, geçen seneki gibi yıkılıyor: Hanninen lider, Kopecky 3 puan arkasında yakın takipte, Neuville ve Bouffier, Peugeot’ları ile pusuda bekliyorlar. Yine WRC’den daha heyecanlı bi IRC izliyoruz. WRC demişken, nihayet beklenen kural değişikliği, 2012 yılı için geldi. start sırlamaları değiştirildi, tersten start geri döndü. Ama bu da yeterince adil değil esasında. Günü örneğin 6. bitiren adama “sen zaten çuvalladın, bari önden git” deniyor. Onun yerine FIA üç marka takımına dese ki; “Arkadaşlar fazladan birer araba getiriyorsunuz, tarafsız pilotlar bu arabalarla etapları antrenmandan sonra birer kez geçiyor ve herkes için adalet sağlanıyor” sanırım buna hiçbir takım hayır demezdi. En azından artık yine taktiksel yavaşlama olmayan yarışlar izleyebileceğiz.

Hatalıysam:
arasdincer@rallidergisi.com

Bir Cevap Yazın

Son Haberleri :

Yukarı Git
%d blogcu bunu beğendi: