Aras Dinçer : Seyirci inanılmazdı!

in Aras Dinçer

Beklenenlerin gerçekleştiği sürprizden uzak bir yarış oldu İstanbul Rallisi. Yine Hakan Dinç kazandı, yine Emre ikinci oldu pek zorlanmadan, yine Ercan Kazaz Grup N’de rahattı. Bu sezon bu senaryo pek değişmeyecek gibi görünüyor.

Hatta bunu bir avuç, türünün son örneği ralli seyircisi de fark etmiş olmalı ki, geçen seneki rallilerde o 3-5 virajda görülen kalabalık, bu yarış azaldı, azaldı ve tek viraja sığdı!! Rally-sport forumunda sevgili İlhan Mutluay yarışta 50 seyirci vardı demiş, eğer 50 varsa çok iyi, ben o kadar bile göremedim. Bir Seat Cup yarışında 20 bin seyirci olabiliyorsa, İstanbul Rallisi’nde en azından birkaç yüz kişi olmalı diye düşünüp üzülmemek elde değil. Sadece etapları ve servis alanını organize etmekle yarış organizasyonu olmayacağını bir türlü anlamayan, sonra da “ilgisizlikten sponsor bulamıyoruz” diyen klüp yetkilileri (sadece İSOK değil tüm klüpler), bu gidişle önümüzdeki sezon “Gelirken boş gelmeyin, yanınızda arkadaşlarınızı getirin” diye kampanya başlatırlarsa şaşırmayın. Aynı İSOK, İstanbul Mahalli Ralli Şampiyonası’nı düzenliyor, tanıtım ve yönlendirme çok daha iyi yapılıyor ve çok daha fazla seyirci geliyor. Ama Türkiye Şampiyonası’na puan veren bu yarışta tanıtım yok, eskiden görülen ve şehrin merkezi noktalarından kalkan seyirci servisleri yok, yönlendirme yok. Doğal olarak start alan araba sayısı seyirci sayısından daha fazla. Bir gariplik var… İşin sırrı yarışan amatörlerde mi? Seyirciyi çeken World Rally Car’lar değil de Ford Ka’larmı? (Burada Ford örnek olarak kullanılmıştır, kimse yanlış anlamasın) Galiba amatörün olduğu yerde seyirci de oluyor, ya da kışın sıcak evlerinde rahat batıyor seyircimize ve etaplara koşuyorlar! Herkes aynı fikirdedir ki, seyirci olmadan, bir virajda arabaları bekleyen 20 kişinin çevirdiği geyik dönmeden, “ben var ya ben, şu Evo benim altımda olacak, ben ne giderdim” diye mangalda kül bırakılmadan ralli seyretmenin ne zevki var ki?…

Gelelim yarışa. Yarışın başında Emre gidiyordu ama Hakan Dinç sazı eline alınca, sonu belli olan bir Türk filmine döndü İstanbul Rallisi. Adil çok talihsiz bir kaza yaşadı, kendisine geçmiş olsun diyorum, umarım demoralize olmaz çünkü bir kazanın ardından bir ekibin en çok ihtiyaç duyduğu şey kendine güvendir. Afşin abinin de desteği ile Adil kendini toparlayacak eminim.

Sevgili site sahiplerimiz Çağlar ve Sait Beyler’den allah razı olsun, sayelerinde zamanlara problemsiz ulaştık. Ve ulaştıkça gördükki, başta giden WRC’ler ile arkalarından kovalayan Grup N’lerin ve Super 1600’lerin arasındaki fark “açılsam mı açılmasam mı” diye düşünüyor. WRC pilotları bu yarışta özellikle ilk lupta pek de ummadıkları bir direnişle karşılaştılar. Ama aslında bu direniş değil, arkadan gelenlerin kendi aralarındaki mücadele idi. Hem Genel Klasman için, hem de kendi Grupları için allah ne verdiyse giden Ercan Kazaz, Hasan Özseyhan, Dağhan Ünlüdoğan, Ahmet Burkay, Güven Bostancı ve çaktığı yere kadar Mehmet Besler’in mücadelesi 50’ye yakın seyirciye inanılmaz keyif verdi.

Burada iki parantez açmak lazım. Birincisi Ercan Kazaz faktörü… “Süper” olmayan aracıyla yarışarak, sağolsun bana bir önceki yazımdaki iddialarımı yediren Ercan Kazaz (Kıvırmaya gerek yok, Fatih ve “süper” için biraz daha bekleyeceğiz galiba) bir şekilde Mehmet Besler hariç tüm Grup N pilotlarının üstünde enteresan bir baskı oluşturmuş. Elbette herkes O’nu geçmek için gazlıyor ama kimse ikinci olduğu için hayıflanmıyor. Bir hayli kilo vermiş görünen Ercan abi, 2005’te ve 2006’da tek otomobil ile 3’er otomobilli fabrika takımlarının önünde ipi göğüslemişti. Belkide herkes bundan etkileniyor. Bu yarıştaki zamanlara bakarsak, bu psikolojiye teslim olmayan sadece Mehmet Besler var. Hasan yarışın ortasına kadar kovaladı ama 6’ncı etaptan sonra O da koptu.

Gelelim ikinci paranteze. Bu yarış yeni bir Don Kişot’umuz oldu. Dağhan Ünlüdoğan… Şaka bir yana, Dağhan’ın yaptıklarını takdir etmemek elde değil. İlk yarışta Palio Super 1600’e oturduğundan beri hiç yavaş gitmedi ama bu yarıştaki zamanlarına şapka çıkarıyorum. Arabanın içinde de dışında da kendilerine has bir tarzları var Dağhan ve Ahmet’in… Görseniz sanki yarışı son etap öncesine kadar 4’üncü götüren ve son etapta lastik patlatınca 6’ncılığa düşenler bunlar değil dersiniz. Hiçbirşeyi dert etmiyorlar, hep aynılar, servise gelip, muzlarını yiyip, arabaya binip gidiyorlar ve hiç hata yapmadan harika zamanlar çıkartarak geri geliyorlar. En ufak bir stresleri yok. Numunelik bir ikili…

Hasan ve Bahadır bu yarıştan itibaren Lassa pilotu oldular. Bu yarış şeytanın bacağını kırdı gibi Hasan. Keşke yarışın ikinci yarısında da aynı tempoyu sürdürebilseydi. Yine de ikincilikle başlamak hem Hasan’ı için hem de takımı’nı mutlu etti. Bu arada kendisi ameliyat oldu, geçmiş olsun diyorum…

Ahmet Burkay Grup N’de bu kez biraz farklı bir rol oynadı. Daha yarışın başlarında oyundan düşen Mehmet’in bıraktığı puanlar Lassa’ya çok pahalıya patladı, bir de Ahmet Burkay kaybedilseydi çok daha kötü olacaktı. Mehmet yarışı bıraktıktan sonra Ahmet Burkay çok daha az risk almak durumunda kaldı. Üstünde hem finiş görmek hem de iyi bir pozisyonda bitirip puanlar almak baskısı vardı. Doğrusu Dünya Şampiyonası pilotlarının bile her zaman başaramadıkları bir durum bu, en iyi örneğini son iki yarışta Citroen Sport takımı yaşadı. Grup N’de 3’üncülüğü kazanan Ahmet Burkay yarıştan sonra haklı olarak bu baskıdan yakındı.

Fiesta Cup’ta hak eden kazandı. Koray ve Levent baskıya dayanmayı başardılar. Kaza sonrası start almak her zaman zor iş… Koray bile “start öncesi yarışmak bile istemiyordum” diyordu yarış bittiğinde. Bence gayet kontrollü gitti, hızlıydı ama mantıksız riskler almadı, büyük bir hata yapmadı ve kazandı. İkinci olan Mert bazı mekanik sorunlar yaşadı. Eğer böyle olmasaydı Koray’ı çok daha fazla sıkıştıracaktı şüphesiz. Son etabın son virajında bir kabus yaşadı Mert, ama son zamanlarda gördüğüm en iyi kriz yönetimlerinden biriyle Fiesta’yı yolda tutmayı bildi, tekrar tebrik ediyorum. Üçüncü olan Burcu da çok iyi iş çıkardı. Bilmediği bu zor etaplarda sadece iki yarış yapmış bir copilot ile bu sonucu alması takdire şayan.

“Hangi lastiği taksam, Pirelli mi Lassa mı Michelin mi, 185mi 195mi 205mi” diye her serviste Carlos Sainz edasıyla kafa patlatan ve TOK Sport ekibini WRC’deki lastik mühendisleriyle karıştıran Alkan “1 saliselik oldu”. Ama mücadelenin böylesi keyifli zaten, geçene de geçilene de tebrikler…

Unifree Ralli Takımı her yarış biraz daha büyüyor, Kerem Üstünkaya’yı kutluyorum. Bu işe yatırım yapıyor. Doktor Celal Özben yarışı ilk 10’da bitirdi, O’nu da kutluyorum. Tarık da şeytanın bacağını kırdı, O da ilk 10’da, O’nu da kutluyorum.

N2’de Menderes okur bir kez daha kara bahtının kurbanı oldu. Problem yaşadığı yere kadar birinci gidiyordu ama çıkan benzin hortumu ve kırılan dingil bağlantısı çok zaman kaybettirdi O’na. Alpaslan abi yine tecrübesini konuşturdu, kırmadan dökmeden kazandı N2’yi. Citroen C2’sinin hakkını veren, Ankara’nın Simon Jean Joseph’i Nebil Erbil de bütün gün gazladı durdu, keyif aldı, biz de izlerken keyif aldık, eline sağlık Nebil…

Buraya kadar okuduysanız tebrik ve teşekkür ediyorum, Hitit Rallisi’nde görüşmek üzere.

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın