Aras Dinçer : Nabız Düşük, Tansiyon Yüksek

Kategori : Aras Dinçer

Sezonun son rallisi Hitit’te, tüm ekipler sportif bir hedef olmaksızın yarıştı. Sanki şampionadan ayrı, bir kerelik, keyifli bir mahalli yarış atmosferi vardı Kemer’de. Ama yarış boyunca olan bitenler, düşük nabızlı bu yarışta tansiyonun yükselmesine yol açtı.

Herşeyi bir kenara bırakacak olursak, organizasyonel olarak, Hitit Rallisi tartışmasız sezonun en kaliteli rallisi oldu diyebiliriz. Sadece, zaman karnelerinin bildiğimiz fotokopi kağıdından olması sırıttı. Eski spiralli karneleri özlüyorum… Organizasyonun iyi iş çıkarmasına doğa şartları da yardım etti. Yarış öncesi yaşanan yoğun yağışlar, etapları çamura buladı. Bazı tatlı su rallicileri aksini düşünseler de, çamur üzerinde yarışmak ayrı bir keyif ne de olsa… Antrenman günü havada yağmuru, yerde ise kar birikintilerini gördük. Ancak yarışın ilk günü toparlanan hava, yarışmacıların ve organizasyon görevlilerinin işini oldukça kolaylaştırdı. Parkur, Türkiye Rallisi’nin en keyifli üç etabının parçalarından oluşuyordu. İlk günün etaplarını çamur içinde geçerken, zevkten kendimizden geçtik. İkinci gün ise, bu kez etapların kuru versiyonlarında gazladık. Çeşit oldu, güzel oldu, hepimiz keyif aldık etaplardan.

Bu yılki Hitit Rallisi’nin, neden her zamankinden daha anlamlı olduğunu biliyorduk: Mazhar Abi’nin olmadığı ilk Hitit Rallisi idi bu. O’nun anısına, Meriç başta olmak üzere, gözetmeni, etapçısı, pilotu, copilotu, herkes daha bir asıldı yarışa. Yarış öncesi Meriç, Mahmut Ayverdi ve Yücel Akseki’nin tüm etapçıları toplantıya alıp, nasıl plan-program yaptıklarını, nasıl ciddi hazırlandıklarını ve hiçbir şeyi şansa bırakmadan hareket ettiklerini kendi gözlerimle gördüm. Mahmut Ayverdi’nin toplantıyı “Arkadaşlar, lütfen Mazhar Abi’ye yattığı yerden küfür ettirecek birşey olmasına izin vermeyelim” diye bitirmesi, çok manidardı. Yarışın akışını etkileyecek bir durum yaşamadık. Bolu’daki yarışlardan ne kadar keyif aldıysak, Kemer’de de aynı dozda ralli keyfi aldık diyebiliriz. Tabii dedikodular ve tartışmalar da eksik olmadı bu atmosferde. Yarış daha başlamadan, kayıt listesi düştü dillere evvela. “Neden Ford takımı girmiyor” sorusuna, türlü türlü cevaplar verildi. “Devir ekonomi devri” diyen de vardı, “Prestij için buraya gelip, büyük rakipleri ile yarışmaları gerekirdi” diyenler de. Bir tarafta kayıt listesindeki ustalara karşı kendilerini ispatlamak ve kilometre yapmak isteyen 4 pilot-copilot, bir tarafta ise Ford’un WRC’ye devam etme konusundaki kararsızlığı… Bunaltıcı bir durum olsa gerek Serdar Abi için? Sonuçta gri Mustang’i Kemer’de göremedik… Fakat kayıt listesindeki mavi renkli eksikliği, mor rengi ile Team 47 doldurdu. Grifone’den bir değil iki Peugeot 207 Super 2000, Antalya’ya demir attı. Halim Ateş, ikinci arabayı “Yüzbaşı” Volkan Işık’a tahsis ettirdi. Önce Kros yarışı yapıldı, sonra test günleri başladı, nihayetinde de sıra ralliye geldi. Volkan Abi’yi Türkiye Ralli Şampiyonası’nda kafaya giden bir otomobilin içinde tekrar görmek, çok güzel bir hareket oldu. Gösterdiği sürat ve Ercan Kazaz’ın bu sene tuttuğu form, herkese aynı şeyi hatırlatıyordu: “Keşke Volkan, Serkan ve Ercan da seneye Super 2000’ler ile yarışsalar”. Bir önceki kuşaktan gelen ve asla yaşlanmayacak olan bu üç pilota karşı, ikinci nesil Çukurova, Avcı, Bostancı’ların mücadelesini izlemek harika olurdu… Tabii Fatih’i de… Team 47’nin Peugeot’larının karşısına, Pegasus Racing de Luca Rosetti’yi sürerek, “şah çekti”. Üçüncü Avrupa şampiyonluğu kemerini takan Rosetti, balayı için Antalya’yı seçmişti. Cem Acar’ın daveti üzerine emektar Grande Punto Super 2000 ile, O da bu anlamlı yarışa renk kattı. Burcu da bu yarış için Skoda’sını Kemer’e getirdi, kendine iyi bir derece aradı.

Derken, antrenmanları bitirip, ertesi gün starta yöneldik. Henüz yarış başlamadan, bir yaygara kopartıldı: Luca Rosetti ve copilotu Matteo Chiarcossi starta giderken arabalarında bir mekanik sorun yaşadılar ve START ÖNCESİ TOPLAMA ALANINDA bu soruna müdahele ettiler. Start öncesi toplama alanını büyük harflerle yazdım, çünkü start öncesi kapalı park ile, start öncesi toplama alanı farklı kavramlardır. Organizatör, ek yönetmelikte hangisini belirtmişse, kurallar ona göre uygulanır. Yarışın ek yönetmeliğinde “toplama alanı” olarak belirtildiği için, bu alanda pilot-copilot arabalarına müdahele etme hakkına sahipler. Bunda bir anormallik yok. Esas anormallik, toplama alanı kastedilerek, “lütfen bu bölgeyi boşaltın” diye anons edilmesiydi (Belki de bu anons yarışmacıları kastederek değil, sivillere yönelik yapıldı, bilemiyorum) Bu ilk yaygaranın ardından, startımızı alıp, yola koyulduk. Diğer yaygaralara ilerleyen satırlarda değineceğiz.

İlk gün bir tam lup ve ardından alaca karanlıkta seyirci özel etabını koştuk. Bir kez daha idrak ettik ki, Akdeniz Üniversite’sindeki seyirci etabı, İstanbul Park’dan sonra, bu ülkeni sahip olduğu en baba motorsporları arenasıdır. Hem izleme olanağı hem de yarışana verdiği keyif müthiş. İlk gün etaplarında bolca çamur bulduk, çokça kaydık. Mendo ile ilk etap Kemer’e iyi başladık ama etabın ortasında Mendo’nun elinden sürekli çıkmak isteyen sağ eldiveni ve bozulan interkomu değiştirmek için bir miktar zaman kaybettik. İkinci etapta 4. zamanı yaptık ama son etapta attığımız iki spin bize pahalıya maloldu. Özellikle ikinci spin sonrası, terse gitmek zorunda kaldık ve yokuş yukarı dar bir yerde otomobili döndürmek hayli zor oldu. Servis çıkışında da ceza yiyince, 11’inciliğe kadar düştük. Luca Rosetti, üç silindire düşen motoru ve Markku Alen zamanından kalma speclerdeki arabası ile resital verdi. Geleneksel olarak lastik patlatan Volkan Işık-Vedat Bostancı da, zaman kaybına rağmen, İtalyan ile birlikte zirveyi kapattılar. Bu noktada yaşananlar sonrası, ikinci bir yaygara koparıldı. Seyirci etabı öncesi servise dönerken yolda benzini biten Peugeot, Volkan Işık-Vedat Bostancı’yı yolda bırakmış. Luca Rosetti’den yardım gelmiş. İtalyan, 207’ye birkaç defa arkadan dayanmış ve servis alanına kadar gelmesini sağlamış. Aslında bu durum, Volkan Işık’ın değil, İtalya’nın en derme çatma takımı olan Grifone’nin suçu. Yetmemiş, arabaya konacak benzini hesaplamaktan aciz İtalyanlar, işin içine etmekle kalmayıp, bir de tüy dikmişler: Benzini biten Peugeot’ya servis alanı içerisinde benzin koymuşlar.

Bu iki olaydan dolayı, Volkan Işık’a, hatta Luca Rosetti’ye itirazlar oldu. Servis alanında arabaya benzin konması, zaten tartışmasız diskalifiye sebebi. Ki Volkan Işık da, durumun farkındaydı ve kapalı parka girmeyerek, kendi cezasını kendisi verdi. Ama Luca Rosetti’nin, Volkan Işık’ın otomobilini ittirerek servise gelmesini sağlaması konusunda, sap ile samanı ayırmamız gerekli. Bir yarış otomobili, arıza sebebi ile normal etapta yolda kalırsa, pilotun babası, copilotun sevgilisi, veya herhangi bir sivil araç tarafından İTİLEMEZ. Bir yarış otomobili, normal etapta sivil bir araçtan ancak, yoldan çıkmışsa, yola geri döndürülmesi için yardım alabilir. Yola geri döndürüldükten SONRA yardım alamaz, İTİLEMEZ, ÇEKİLEMEZ, BAŞKA BİR ARAÇ TARAFINDAN TAŞINAMAZ. Ama ve lakin, bir yarış otomobili, BAŞKA BİR YARIŞ OTOMOBİLİ tarafından, normal etapta itilebilir, yoldan çıkmışsa, çekilerek kurtarılabilir. Keza, özel etabın içinde yoldan çıkmışsa veya zemine saplanmışsa, SADECE BULUNDUĞU NOKTADAN başka bir yarış otomobili tarafından İTİLEBİLİR VEYA ÇEKİLEBİLİR. Bu tamamen, yardım eden otomobili kullanan ekibin insiyatifindedir. Luca Rosetti de o an bu yardımı yapmayı uygun görmüş ve yapmış. Bu bir itiraz konusu olamaz. Eurosport’da senelerce WRC yarışlarını izledik. Hatırlayanlar bilir, Petter Solberg’in Colin McRae’yi, Francois Delecour’un Gilles Panizzi’yi, Freddy Loix’nın Tommi Makinen’i ittiğini bütün dünya gördü zamanında. Ne kimse itiraz etti, ne FIA bu konuda bir ceza verdi. Destekli atalım lütfen…

İlk gün sonunda, ilk 15’deki bazı pilotlar aynı şeyden şikayetçi idi: “Yaaavvv, bizim araba hiç yürümüyor yaavvv” tipi ağlamalar… Arkadaşlar insaf. Bin küsür metre irtifaya çıkıyorsunuz altınızdaki arabalar ile. Bir tek kendi arabanız mı yürümüyor sanıyorsunuz? Herkesin ki yürüyor, bir sizinki yürümüyor değil mi? Bırakın bu işleri… İrtifa faktörüne ek olarak, etapların coğrafyası, arabalar üzerinde gerçekten çok zorlu bir teste dönüştü. Bir sezon boyunca döndüğümüz U virajdan fazlasını bu yarışta döndük diyebilirim. Bazı virajların içinde Antalya etaplarının o meşhur “kafa kadar” kayalarından gördük yine. Su geçişleri, çamur banyoları ve çeşitli büyüklükte sıçrama noktaları da, meze olarak mevcuttu etaplarda. Kısacası arabalar iyice dayak yediler.

İkinci günün sabahı, Kemal Abi’nin annesinin vefat haberini aldık ve biraz buruk başladık yarışa. Etaplar ilk güne göre daha kuruydu ama yine de özellikle Aslanlı etabında çamurla boğuştuk bolca. Bir tam lup ve bir kısa luptan sonra finişe döndük. İkinci gün üç spin daha attık ama son luptaki atağımız ile Nebil ve Halim’i geride bırakmayı başardık. Yarışa bakıldığında, Antalyalı Mustafa’lar Söylemez ve Çakal çok tempolu gittiler. Söylemez henüz 2. günün başında uçtu, Çakal ise yakıtsal problemlere gerilerde bitirdi yarışı. Nebil de, Evo 8 için çok iyi zamanlar yaptı yine. Hakkı bu kez Hakan ile girdi yarışa. Belli bir temposu var ve Ercan Kazaz’ın başka bir gezegenden olduğunu kabul edersek, Grup N’deki en hızlı pilotlardan biri oldu Hakkı artık. Ercan Kazaz adeta zamanı tersine işletiyor, “minik” bu sene geçen seneye göre çok daha hızlıydı. Finiş takında yaptığı konuşma ise oldukça manidardı doğrusu… Burcu ile Ünal’ın mücadelesi ilk gün yakın bitti ama ikinci gün Burcu arayı çok açtı. Skoda’sına artık alışmış gibi, Burak ile arasında km’de 1.5 saniyeden az fark var. Tabii en zor kapanan fark, kalan o 1-1.5 saniyedir rallide. Burak’ın otomobilinde diferansiyel sorunu yaşadığını da söyledi, pek memnun değildi bu yarış Skoda’sından.

Finiş takına doğru ilerlerken, yarıştaki 3. ve son tuhaflığa da şahit olduk. Bu kadar gevşekliğe de artık pes dedirtecek türden bir durum ortaya çıktı: Volkan ışık’ın kapalı parka girmemesiyle, yarış klasmanında birinci olan Luca Rosetti-Matteo Chiarcossi çıktılar taka. Sonra da kapalı parka girdiler. Ama baktık ki, yarışın birincisi Ercan ve Emire olarak ilan edildi?! Böyle bir uygulama dünyanın neresinde vardır bilmiyorum ama, herhalde ilk defa Türkiye’de yapılmıştır ve yarış tarihine geçer! Organizasyon tarafından, bunun bir TOSFED kararı olduğu açıklandı. Luca Rosetti-Matteo Chiarcossi neden bu yarışı kazanmaktan men edildi, bu nasıl bir saçmalıktır ve kimin insiyatifidir, bunun açıklanması lazımdır! Çünkü bu adamlara yapılan, en basit deyimiyle ayıptır… Yabancı lisanslı bir ekibin, Türkiye Ralli Şampiyonasına puan almaması elbette doğrudur, ama bu, yarışı kazandıkları halde, konu mankeni muamelesi görmeleri gerektiği anlamına gelmez. Cem Acar, dibine kadar haklı açıklamalarında. “Sen İtalyan’sın, e bir de Avrupa Şampiyonusun, sen bi dur Abi şöyle, sayılmaz” demek, körü körüne yapılan milliyetçilik gösterilerinden bile daha vahim bir sonuç doğurmuştur. Bu adam Luca Rosetti, bu adamın bir biriniciliğe daha ihtiyacı yok. Ama usul, racon, kural, kitap hiçe sayılmıştır bu karar ile. Bu adama TOSFED olarak “yarışmacı” sıfatı verildiyse, birinciliği de tasdik edilmeliydi. Ben bir Türk olarak utanıyorum, sizler de utanınız sayın okurlar…

Neyi kime anlatıyoruz ki… Daha Boğaziçi Rallisi’nde Renato Travaglia’nın önüne “çıkan” kayanın faili meçhulken, Travaglia’dan bir özür bile dilenmemişken… Tommi Makinen’in önüne kaya koymuş bir ulusuz biz, Luca Rosetti’ye bunu yapmışız çok mu…

Türkiye Ralli Şampiyonası defterini önümüzdeki Nisan ayına kadar kapatıyoruz. Şampiyonlar Yağız-Bahadır ve Ford’a tekrar tebrikler yolluyoruz. Ve İstanbul Ralli Kupası’nı fırına verip, altına odunu atıyoruz… 1 ay içinde 3 yarış ile, Aralık çok hareketli geçecek. Değişen kurallar, -mutlaka değişeceğini tahmin ettiğim etaplar-, ve yine Viaport merkezli, yeni isimli, yepyeni bir şamp… Bak yine şampiyona diyecektim, TOSFED çökecek üstüme… Yepyeni bir… Ne bu… Yepyeni bir mücadele diyelim; başlıyor… Bildiğim kadarıyla başa güreşecek sıkı otomobiller ve hızlı ekipler olacak. İlk defa “Kupa” diye anılıyor bu organizasyon, demek ki kazanana da “Kupa Bey”i diyeceğiz. Tahminimce birinciliği alabilecek potansiyelde en az 5 ekip olacak kayıtlarda. Havalar bir süre iyi görünüyor, demek ki, Aralık ayı bizim için kar ve yağmur topluyor. Yine bol çamurlu, bol kaygan, bol eğlenceli ve bol çekişmeli bir rekabet olsun umalım ki…

Son olarak, 24 Kasım öğretmenler günü nedeniyle, ülkemizde motorsporları eğitimi veren Serhat-Ünal Hocalar, Şimşek Hoca, ve tüm diğer hacı-hocalarımızın ellerinden öper, öğretmenler günlerini kutlarız. Serhat Hoca askere gidiyormuş, orada eğitim çavuşu olur artık…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Son Haberleri :

Yukarı Git
%d blogcu bunu beğendi: