Aras Dinçer: Dalya

in Aras Dinçer

Bundan tam 8 yıl önce, rallidergisi.com’da ilk yazı’m yayınlandı. 2006 Yeşil Bursa Rallisi’ni değerlendirdiğim o yazının üzerinden 8 yıl ve 99 yazı geçmiş, bu 100’üncü yazı. Gerçi bu yazıların bir kısmını arşivde göremiyorsunuz, çünkü web sitesi veri tabanının taşınması esnasında kayboldu bazıları. Şu an sitenin arşivinde 60 küsur tanesi görülebiliyor, Sait sanırım vakit buldukça kurtarıyor o kayıp yazıları, ekliyor sitedeki köşeme. Bu 8 yıl boyunca 100 yazıyı sabırla okuyan, eleştiri e-mail’leri yollayan, sayfasında paylaşan, üzerine yorum yapan herkese teşekkür ediyorum.

Kocaeli Rallisi, Güney Kıbrıs Rallisi, Fransa Rallisi ve Kurban Bayram’ını sağ salim atlattık. Hatta araya bir de Avustralya Rallisi sıkıştırdık. Ufak tefek yoldan çıkmaları saymazsak, kazasız, belasız bitti hepsi de. En önemlisi de bu. Formula 1 pilotu Jules Bianchi’nin başına gelen korkunç kazadan sonra, artık sağ salim bitirilen her yarış için dua eder olduk. Umarım Bianchi en kısa zamanda sağlığına kavuşur. Gelen haberler, ağır bir kafa travması yaşadığı, ama hayati tehlikesinin artık azaldığı yönünde.

Bu hafta, Türk motor sporları tarihi açısından önemli bir hafta, Dünya Ralli-Kros Şampiyonası geldi çattı. Bu konuya aşağıda daha etraflıca değineceğiz. Önce ralli işlerine bir göz atalım.

Almanya Rallisi’nde sürücüler şampiyonluğunu birbirlerine altın tepside ikram eden, yarış sonunda da hayatlarının şokunu yaşayan JM Latvala ve Seb Ogier, Avustralya Rallisi’nde süt dökmüş kedi gibi yarıştılar. Bu durum, podyumu parsellemelerine engel olmadı tabii. Hatta ilk kez podyumda üç Volkswagen gördük. Andreas Mikkelsen’in beklenen patlaması, sezonun ikinci yarısıyla beraber devam ediyor. Önümüzdeki sezonu JM Latvala’dan daha iyi bir yerde bitirir, hatta şampiyonluk için Seb’i zorlar diye tahmin ediyorum. Volkswagen’de gerek mekanik, gerekse pilot anlamında bolluk var. Rakipler bu kadar yumuşak olduktan sonra, bu durum pek de anormal değil aslında. Yerlere göklere sığdıramadığımız onca “hızlı” genç varken, kariyerinin sonbaharında çiçek açan Kris Meeke’e düştü Volkswagen’leri kovalamak. Panzerlere bir nebze olsun yaklaşabilen, daha doğrusu Jost Capito’nun zamanlarını takip ettiği tek rakip pilot olan Kris Meeke’i allahtan Citroen’e almış Yves Matton. Şu an WRC’de az da olsa heyecan varsa, İngiltere’nin şu an ki medar-ı iftiharı sayesinde var. Bazen çakıyor, vuruyor, kırıyor ama, hiç olmazsa, zamanları açıp bakmak için bir sebep oluşturuyor Kris Meeke. Don Quixsote gibi savaşıyor Volkswagen’lerle. Almanya’da bir çuval inciri (veya üzümü) karşılıklı olarak mundar eden Seb ile JM, Avustralya’da konsolide yarıştılar. Ne JM istekliydi forse etmeye, ne de Ogier’nin yitirecek bir puanı daha vardı. Oysa bakın, Fransa’da işler nasıl alt üst olacaktı, eğer JM Almanya’da çakmasaydı. Almanya Rallisi sonrasındaki yazımda söylemiştim, daha 4 yarış var, Şu JM armut gibi yoldan çıkmasaydı, her şey çok farklı olabilirdi diye. Fransa’da rotu başı dağıtan Ogier, JM’nin ahmaklığına şu an dua ediyordur, çünkü JM Almanya’dan 25 üstü puanlar getirseydi, şu an son iki yarışa kafa kafaya gireceklerdi. Şimdi o virajda gaza basan sağ ayağını, Fin topraklarına vursun JM Latvala. Seb Ogier çuvallayınca, şampiyonluk kutlamaları muhtemelen bir sonraki yarışa kaldı ama, sonuç değişmeyecektir. Julien Ingrassia’nın karne hatası çok konuşuldu bu yarış. Daha doğrusu, hakemlerin karneyi yanlış doldurmaları yüzünden doğan karışıklık… Karnenin doğru doldurulup doldurulmadığını kontrol etmek elbette bir kopilotun en önemli görevlerinden biri. Eminim Ingrassia seviyesindeki bir kopilot da bunu mutlaka yerine getiriyordur. O noktada, bazı sebeplerden ötürü kontrol etmeyi atlamış olabilir. Bu bir hatadır. Ama bunu abartıp, yılın olayı haline getirmenin de bir alemi yok. Pilotlar, takım direktörleri, hatta mekanikerler bile hata yapabiliyorlar. Ralli bir takım oyunudur, ve bu tip durumları kişiselleştirmenin de bir alemi veya faydası yoktur. Almanya Rallisi’ndeki pilotaj hatalarını ve kazaları hatırlayın, kaç otomobil hurdaya döndü saydınız mı? Hataysa, bu da hata… Ingrassia’yı günah keçisi ilan etmek çok aptalca… Fransa’da Hyundai’ler de büyük hayal kırıklığı yaşattılar. Dünyanın hala en iyi asfalt pilotlarına sahip Hyundai’de, Bryan Bouffier ve Thierry Neuville, ilk 10’a zor girerlerken, Dani Sordo da podyumun gerisinde kaldı. Kısacası, topraklardan umudu kesmiştik ama, asfaltta da ne Fransızlar, ne de Koreliler yetişemiyorlar Nazilere.

Güney Kıbrıs Rallisi’nde ise, çok lezzetli bir toprak Avrupa Şampiyonası yarışı izledik. Yarışın seyirci etabı Türk tarafına da girip çıkıyordu ve yasak bölge olan yeşil hat üzerinde üzerinde yarışmak, eminim çok heyecan vermiştir yarışmacılara. Sporun, barışa katkısını bir kez daha görmüş olduk, Kuzey Kıbrıs’lı kardeşlerimizi de, yarışa verdikleri destekten dolayı tebrik ederim. Nasser Al-Attiyah’ın motor arızasından dolayı start alamaması, hem Ortadoğu Şampiyonası’nın, hem de yarışın kaderini değiştirdi. Yarışı üç arap sürücünün domine etmelerine nedense herkes şaşırıyor. Bu üç arap sürücü de, senelerdir WRC’de ve WRC-2’de yarışıyorlar. Güney Kıbrıs Rallisi, Orta Doğu Ralli Şampiyonası’na puan verdiği için, bu yarışta da en az beşer kez start aldılar geçmişte, yolları ve şartları iyi biliyorlar. Nasser yarışsaydı, O’nu rahat bırakmazlardı bence, neden yabana atıldıklarını anlamıyorum? Kajetan, yine iyi mücadele etti bunlarla. Abdulaziz, Ortadoğu için maksimum puan alacağından dolayı, az önündeki Kajetan’ı fazla zorlamadı. Üstelik antrenmansızdı, yoksa ikinciliği forse edecekti. Al Qassimi, birkaç etap en iyi zamanları yaptı. Yazeed ise aldığı kestirme cezasına rağmen, yarışı kazanmayı bildi. Yazeed, inanılmaz determine ve açık görüşlü bir adam. Müthiş çalışıyor, girebileceği bütün yarışlara giriyor ve çok para harcıyor. İmkanları da iyi, zihniyeti de. Kendisini bu kadar geliştirmiş olması çok normal. Hatta Ortadoğu’daki rakiplerinin puan kavgasını engellememek için, MERC değil, ERC kaydı yaptırdı Yazeed. Olan zavallı Kajetanowicz’e oldu, yarışa girmeyen Esapekka Lappi’yi kovalayan ve puan farkını kapatmaya çalışan Kajetan’ın hesaplarında Yazeed’e geçilmek yoktu. İşin komik yanı birbirlerini hiç tanımıyorlarmış yarış öncesi. Böylece tanışmış oldular ve son basın toplantısında, birbirlerini bu kadar kastırdıkları için karşılıklı iltifat ettiler… Peugeot gillerden Breen yine motordan kaldı. Takımın ikinci 208 T16’sı ise, Bruno Magalhaes pilotajında beşinci bitirdi yarışı. Fiesta R5 uzaya gitti, Seneye Fabia R5’de piyasaya çıkıyor, Peugoet’nun işi zor, yeni bir 307 WRC vakası yaşıyoruz sanırım… ERC’de sezonun bitmesine 2 yarış kala, Kajetanowicz, Lappi’nin 29 puan ardında, geriye iki asfalt yarış kaldı. İkisi de asfalttan pek anlamıyorlar, yani her şey olabilir. ERC Grup N klasmanında rekabet daha da sert, Vitaliy Pushkar ile Martin Hudec arasında sadece 13 puan var. Web sitesi çalışmayan Orta Doğu Ralli Şampiyonası’nda ise durumlar karışık. Start alamadığı için kafayı yiyen Nasser sıfır çekince, Khalid ile Abdulaziz farkı 10 puanın altına çektiler. Son yarış Dubai Rallisi’nde mekanik felaketler, araya sokulacak kiralık katiller ve bolca kavga-gürültü-itiraz izleyebilirsiniz.

Yurtdışından iki kısa haber daha var: Jan Kopecky, Skoda Fabia Super2000 ile Asya-Pasifik Ralli Şampiyonu oldu. Skoda fabrika takımı neden Asya-Pasifik kovalar, onu da anlamış değilim ya, neyse… Mitsubishi’nin R5 otomobilini ise, önümüzdeki sezon Avrupa Ralli Şampiyonası’nda izleyecekmişiz, öyle açıklandı resmi kanallardan. Otomobil, sanıldığı gibi bir fabrika otomobili filan değil. İsveç’de M Part AB diye bir garaj geliştirip, homologe ettirmiş Mitsubishi’ye. Otomobilde, hacmi düşürülmüş bir Evo 10 motoru, 5 ileri Sadev şanzıman ve Öhlins amortisörler görev yapıyormuş. Yalnız benim anlamadığım şey şu, otomobilin motoru 1620 cc?!? R5 kuralları “1600cc’ye kadar” diyor. Bu 20 cc’yi ne yapacaklar bilmiyorum. Basit bir krank yatağı veya piston büyütme operasyonu ile hacmi düşürebilirler herhalde?

Kocaeli Rallisi, Orhan’ın rüştünü ispat yarışı oldu. Daha önce Boğaziçi Rallisi’ni kazanmışlardı Orhan ve Burçin. Ama o yarıştaki kompetisyon ile, Kocaeli Rallisi’ndeki kompetisyon çok farklıydı. Parkurun güzelliğinden midir bilmiyorum ama, bu senenin hem yakın, hem de en keyifli kompetisyonu oldu Kocaeli’de. Gerçekten de, etaplar düzgün olduğunda, zemin kırıcı olmadığında, sadece gazlamaya odaklandığınızda, yarış inanılmaz keyif veriyor, ve daha yakın bir rekabet oluyor. Dolayısı ile, Orhan’ın bu zaferi, yüzde 100 hak edilmiş bir zaferdir. Orhan ve Burçin, yarış boyunca süratlerini belli bir noktada koruyarak, teyakkuzda beklediler. İhtiyaç hasıl olduğunda da ataklarını yapmayı bildiler. Yağız’ın işi kolay değil. Aynı takımdan iki hızlı ekip ile uğraşmak, sinir işi. Daha da kötüsü, Yağız için ortalığı kızıştırabilecek, başka bir rakip yok kompetisyonun içinde. Birbirini yedekleyen iki Ford’a karşı yalnız başına Yağız. Rekabetin içinde birileri daha olsa, Yağız’la aynı takımda olmasa bile, rakiplerinin aklını karıştırabilir. Ki bunun örneğini Eskişehir’de gördük, Fatih şarjörü boşaltınca çarşı-pazar karışmıştı. Ama Fatih, toprak yarışlarda o kadar zorlayamıyor otomobilini. Çünkü Fatih “Kalk gidelim” diyor, Grande Punto Super2000 “Halt yeme, otur” diyor. Etaplar çok güzeldi dedik. Fiesta etabından nihayet kurtulduğumuz için söyleyebiliyoruz bunu. Fiesta etabı, yıllardır Kocaeli Rallisi’nin zayıf halkası, hatta yüz karası idi. Bu kadar iyi oturmuş, yıllardır kusursuza yakın düzenlenen bu yarışta, Fiesta gibi aşırının da ötesinde kırıcı bir etabın olması, gerçekten işin tadını kaçırıyordu. Transit etabının yönünün değiştirilip, uzatılarak, Fiesta’nın startına bağlanmasıyla, bu problem de ortadan kalkmış oldu. Bu noktada Mahmut Ayverdi’ye teşekkür ediyorum kendi adıma. Her etabın karakteri farklıydı ve farklı sürüş teknikleri, farklı süspansiyon ayarları gerektiriyordu. İşçiliği zor ama zevkli bir yarış oldu. Hele ki seyirci etabı, bu haliyle muhteşem idi. Alengirli dönüşleri, çamurlu virajları, hızlı düzlükleriyle, seyirci etabı değil, bas baya bir etap geçiyormuşçasına ciddi ciddi yarıştık seyirci etabında. Keşke 2 kere geçseydik hatta. Seyirci için de harika bir yarış oldu. İlk etabın startı, az içerideki seyir noktası, son etaba giden normal etap yolu, son etabın ortası ve servise giden normal etap, aynı noktadan görülebiliyordu. Böylece ekipleri iki kere yarışırken, üç kere de normal etapta görmek, hatta muhabbet edebilmek mümkündü seyirciler için. Işıktepe Meydanı’nda seyirci olmak vardı bu yarış! Bir başka bravo da, Burak ile Ünal’a gidiyor. İlk gün, normal etapta talihsiz bir kaza geçirdiler. Bir başka otomobille kafa kafaya çarpıştılar, biz de tam o esnada oradaydık, hem Burak’lara hem de diğer kazazedelere yardımcı olmaya çalıştık. Açıkçası herkesin morali bozuldu böyle bir şey yaşanmasına. İnterkom problemi yaşadılar, etapta freni patlayan Uğur’un tozuna girdiler. Ama Burak ile Ünal her defasında tekrar konsantre olup, yarışa asıldılar. İkinci gün sabahı servis çıkışında, Dağhan ile aramızdaki bir koordinasyon zaafı yüzünden ceza yedik. Bu da bizim moralimizi bozdu, ama ikinci gün boyunca istisnasız her etapta yüksek tempoyla giderek, cezayı kapattık ve Grup N’i önde bitirdik. Şanslıyız çünkü iki de spin attık ikinci Otosan’da. Son lupa da yanık conta ile çıktık. Turbomuzun zaten bir ayağı çukurdaydı yarışın startından beri. Conta da yanınca, son etabın ortalarında motor artık hissedilir derecede güçten düşmüştü ama neyse ki yarışın sonuna kadar bizi götürdü Evo 9’umuz. Fren ve tutunma problemleri yaşayan Uğur, şampiyonadaki en yakın rakibi Yiğit’în arkasında bitirdi yarışı ve Grup N’de şampiyonluk düğümü Ankara’ya kaldı. Ümitcan, iki çekerdeki rakiplerini ekarte etmeyi bildi. Gençler klasmanında artık işi bitirdi Ümitcan. İki çekerde ise çekişme sürüyor. Ferhat havluyu Boğaziçi Rallisi’nde atmıştı. Eytan’ın hala şansı var. Motordan kalan Buğra, Gençler’i kaybetti ama iki çeker için O’nun da hala şansı sürüyor. Geçen yarış yaptığı kazada motor bir hasar almış olabilir? Zira, bir motor hararet yapmadan, yatak sarmadan durduk yere stop edip, bir daha çalışmamazlık yapmaz çünkü. İki çeker klasmanında işler baya karışık, hatta daha da karışacak sanırım, zira bazı 2 çekercileri Hitit Rallisi kesmiyor, Kıbrıs’tan puan getirmek peşindelermiş. Murat ve Onur’un kazandıkları üçüncülük, matematiksel olarak Türkiye Ralli Şampiyonluğu’nu ilan etmeleri anlamında geliyordu ki, buna kimse şaşırmadı. Hitit’e girmeseler ve Yağız kazansa bile, puanlar eşitleniyor ve birincilik averajıyla Murat-Onur şampiyon oluyorlar. Murat bu yarış asla ikinciliğe yatar bir tempoda yarışmadı. “Nasıl olsa hallederiz” dememiş, iyi hazırlanmış Murat. Ancak Otosan’ın başlarındaki yoğun taşlı bölümde biraz fazla risk almış olacak ki, lastiğini patlatmış. Zaten oralarda izleyenler de, Murat fazlasıyla yan gidiyordu diyorlar. Tabii bunun artık bir önemi yok, ilk Türkiye Ralli Şampiyonlukları hayırlı olsun Murat’ın da, Onur’un da…

Gelelim, bu haftanın önemine. 40 kere söyledik ama tekrar etmekte fayda var. Bu hafta sonu Dünya Ralli-Kros Şampiyonası’nın bir ayağı İstanbul’da yapılacak. Daha önce bu pistte defalarca Formula 1 seyrettik. Ülkemizde yıllarca WRC, ERC, WTCC, DTM, FIA GT, Kamyon yarışları gibi uluslararası dalları izledik. Bu dallarda birkaç kez bizim pilotlarımız da bayrağımızı temsil ettiler. Serkan Yazıcı WRC’de Hyundai, ERC’de Toyota ve Ford ile, Volkan Işık WRC’de Toyota, ERC’de Fiat, Ford, Subaru ile, en üst seviyede yarıştılar. Diğer sınıflarda yarışan pilotlarımız alınmasınlar, ülkemiz sınırları içinde genel klasmana güreşen pilotlarımızı saydım. Yoksa yurtdışında elbette Nejat Avcı’dan Fatih Kara’ya, Emre Yerlici’den Yağız Avcı’ya rallilerde, Lokman Lokman’dan Kaan Önder’e pistlerde, Renç Koçibey’den, Kemal Merkit’e Dakar’da, Ali Deveci’den, Menderes Utku’ya Camel Thropy’de pek çok Türk pilot, hakkıyla temsil etmiştir bizi motor sporlarında. Fakat şimdi durum biraz farklı. İki Türk pilotu start alıyor, ama hem Onların, hem de rakiplerinin kullandıkları otomobiller, “bizim”. Türk malı bu otomobiller. Elin İtalyan’ı önünden Lancia geçerken ne hissediyorsa, önünden Polo R WRC geçerken Alman’lar nasıl kabarıyorlarsa, Fransız’lar Peugeot ve Citroen ile nasıl gurur duyuyorlarsa, biz de bunu hissedebileceğiz bu yarışta. Dahası, Yiğit’in RX Lites sezonunu Dünya 3’üncüsü olarak bitirme şansı var. Fatih de O’na yardım için sahada olacak. Bunlar bizim arkadaşlarımız, kardeşlerimiz. Boş tribünleri görürlerse motivasyonları belki düşer, belki düşmez, bilemiyorum. Ama dolu tribünlerin önünde yarışırlarsa, eminim sorumluluklarını daha iyi yerine getirmek için, daha da iyi yarışacaklardır. Bir de tabii Supercar’lar var ki, otomobil formundaki bir şeyin, nasıl böyle gidebildiğini anlamakta zorlanacaksınız onları izlerken. Dünya gözü ile Petter Solberg’e, Tanner Foust’a, Henning Solberg’e bir daha nerede ne zaman rastlarsınız bilemiyorum. Bu pist, neler gördü, hepsini kaybetti. Tek sebebi ilgisizlik değildi ama, tüm sebeplerin altında ilgisizlik yatıyordu belki de. Neticede hepsini kaybettik. Bari bunu kaybetmeyelim… Bazıları bilet fiyatlarına yaygara kopardı. O pistin bir çocuk parkı olmadığını, İstanbul Park olduğunu, ve bir işletme tesisi olduğunu unutursak, haksızlık etmiş oluruz. Yeri gelecek, o pistte siz de yarışacaksınız belki. Bakın Körfez Pisti’ni de kaybettik. Tuzla Karting Pisti’ni çoktan kaybettik. Hiç olmazsa bu pisti yaşatmak gerek. Ne o tesis bedavadan yaşıyor, ne de bu yarışlar Türkiye’ye bedavadan geliyor. 89 lira, bir yarışın kayıt ücretini bile bir kenara bırakın, rallilerde ödenen zorunlu mali mesuliyet sigortası fiyatı kadar bir para neredeyse. Sadece katıldığımız yarışlara gidersek, bir gün bizim katıldığımız yarışlara da kimse gelmez. Allahın ormanında takla atınca, arabanızı düzeltmenize yardım edecek seyirci bulamayacaksınız o zaman…

İstanbul Park’taki World RX debdebesinin ardından, Hitit Rallisi gelecek. Sezon finalini ise, her kategoride çekişmenin hala sürdüğü TOSFED Kupası’nın son ayağı olan, ESOK mahalli rallisi yapacak. Kategori birincilerinin belirlenecek olması bir yana, yarış İstanbul’da koşulacak, daha önce denenmiş ve sevilmiş bir formatta… Katılımcıları keyifli bir de sürpriz bekliyor, Nevzat Başkan çadırı kurdu Şile’ye…

Geçen yazımda şöyle bir cümle kurmuşum, sürç-ü lisan olmuş: “Geçmişte Petter Solberg, shakedown’da kelimenin tam hakkını verip, çalkalayıp yere çaldığı Impreza S10 WRC ile Almanya Rallisi’ni kazanmıştı. Bir daha böyle bir şey olamaz herhalde demişti 2003’de herkes, ama 11 yıl sonra, hem de aynı yarışta, aynısı oldu”… Aynı yarışta olmamıştı halbuki, Almanya’da değil Korsika’da aynısı olmuştu. Ufak bir hata olmuş. Okuyup, mesaj ve e-mail ile düzeltmem için uyaran sevgili Selim Bacıoğlu ve Mesut Şafak Doğan’a tebrik ve teşekkürlerimi iletiyorum bir kez daha… Biri daha söylemişti ama, kimdi unuttum, tanıdık biriydi… Kusura bakmasın lütfen… İhtiyarlık belirtileri…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com